30 Kasım 2021 Salı Saat:
03:57

Cismanî Meadla İlgili Bilimsel Formül

14-02-2021 18:02


 

 

 

 

 

 

 

 

Cismani Meadla İlgili Bilimsel Formül

 

= M.C2 >> = E :C2

 

                     E= Enerji (ruh ve can)

 M= Kütle

C2= Hız

 

Okunuşu:

 

Enerji (hayat/can/ruh) hızlı hareket eden bir kütledir ve bu kütle, enerjinin hıza bölünmesiyle eşittir. Yani enerji ne kadar çok ve birikmiş olursa, o kadar katılaşır ve madde meydana getirir. Yine ne kadar hızlı olursa, zaman onun için bir o kadar yavaşlar ve ömrü uzar. Bedenlerimiz bir gün komple enerjiye dönse bile, bir gün yeniden maddeye dönecek ve dirilecektir.

 

Açıklama:

 

Dolayısıyla maddenin yok olmadığı bilimsel olarak ispatlı ve maddi yaratılışın sürekliliği kaynaklarımızdaki yüzlerce nass ile sabitken, ne yazık ki bazı İslam filozofları maddenin yok olduğunu düşündüklerinden, cismanî meadı komple ruhanî bir kalıba sokarak yorumlamıştır.

 

Meleklerin ve cinlerin ise lahutî ve ruhî oldukları için maddeye dönüşemeyeceklerini iddia etmişlerdir. Hâlbuki melekler, kütleleri yoğunlaşmadıkça gözle görülemeyen ışınlardan meydana gelen enerjidir ve cinler ateşten meydana gelen ve yoğunlaşınca katılaşan enerjidir.

 

Muteber rivayetlerde meleklerin taş gibi cansız maddelere bile dönebilecekleri (Hacerûl-Esved meleği gibi) ve cinlerin maddi insan veya yılan bedeni gibi bir beden alabildikleri ispatlanmıştır. Yine enerjinin, yani ruhun kütlesi çoğalınca kimyasal bileşimler yoluyla canın (enerjinin) bir bölümünün yani hadislerde ‘eşbah’ olarak geçen misal bedeninin maddeyle bitiştiğini, enerjiden meydana gelmiş olan topraktaki kimyasal elementlerle beden kalıbına girdiğini diyebiliyoruz. Ama topraktaki o elementler ölümden sonra yeniden enerjiye döndüğünde geriye kalan misal bedeni olmaktadır. Ruh ise her ikisinde idare edici fonksiyonu görür. Bunları hem rivayetlerimizden anlıyoruz, hem de birçok modern fizikçi ve metafizikçi bu konuya giriş niteliğinde olan izafiyet teorisini kesin bilimsel bir ilke olarak kabul etmiştir. Yani bir cin veyahut bir melek, eğer tecessüd¹ edecekse, enerjiden meydana gelen toprağın kimyasal bileşimlerinden meydana gelen bir bedene girmelidir.

 

İmam-ı Zaman'ın uzun ömürlü olmasının bir sebebi de, süratle hareket etmesi ve Tayyû’l-Arz’dan sıkça istifade etmesidir. Zuhurdan sonraki insanların da hız kapasitesi çoğalacağı için, potansiyel ömürleri de uzun olacaktır. Uzun ömrün kimyasal sebepleri haricinde, metafizikle alakalı sebebi işte budur. Çünkü sürat (hız) azami derecede çoğaldıkça zaman yavaşlar. Yine Hz. Peygamber'in miracı  sayılı dakikalarda tamamlaması ve ölümden sonra dirilen kimselerin ruhlar (enerji) âleminde, bir kaç dakika içinde yaşadıkları şeyleri saatler boyu anlatması ruhun hız kapasitesine dayanır. Cansız varlıkların bile Allah'ı zikretmesi, onların da enerji ve bilinç sahibi olduğunu gösterir. Nitekim madde sonuna kadar bölünmeye devam ederse, geriye enerji kalır. Nükleer enerji ve atomun sırrı da budur. Felsefeyi kökten reddetmiyoruz, ancak ayet, hadis ve formüllerle ispatlanmış bilimsel kanunlar ışığında felsefenin, düzeltilmesi gereken yanlışları da vardır.

 

Cismani mead konusunda hadislerden bir kaç delil:

 

1- Yasin suresinin 78. ve 79. ayet-i şerifesinin ("Kendi yaratılışını unutup bize örnek getirmeye kalkışıyor ve "Şu çürümüş kemiklere kim can verecekmiş?" diyor."

De ki: "Onları ilk başta yaratmış olan diriltecek. O yaratmanın her türlüsünü bilir.")

 

Nüzul sebebi hakkında nakledilmiştir ki, Kureyş kâfirlerinden Halef Cumhî, Ebu Cehil, Âsî ibn-i Vâil ve Velîd ibn-i Muğîre’nin içlerinde bulunduğu bir grup mead-ı cismânî ile ilgili diyorlardı ki: "Muhammed'in ne dediğini görmediniz mi? Allah insanı ölümünden sonra yeniden diriltecekmiş!"

 

Sonra Übeyy ibn-i Halef dedi ki: "Andolsun Lat'a ve Uzza'ya ki ben cedel etmek için peygamberin yanına gideceğim!"

 

Sonra çürümüş bir kemiği eline aldı ve Peygamberin (s.a.a) huzuruna geldi. Dedi ki: "Ey Muhammed! Acaba sen, Allah'ın bu kemikleri çürüdükten ve zerre zerre olduktan sonra yeniden dirilteceğini mi düşünüyorsun?"

 

Hazret (s.a.a) buyurdu ki: "Evet, bunları diriltecektir ve seni diriltip cehenneme gönderecektir!"¹

 

2- İhticac'da, İmam Sadık'tan (a.s) naklediliyor ki soran bir kişi İmam'a sordu: "Acaba ruh bedenden çıktıktan sonra parçalanıp yok mu olur, yoksa baki mi kalır?" Hazret buyurdu: "Evet! Ruh bedenden çıktıktan sonra sura üflenene kadar baki kalır. O durumda, biri ruh olmak üzere her şey fani olur ve artık his, hissedilen ve hisseden kalmaz.  Ondan sonra bu âlemi düzenleyen, nesneleri ilk durumuna geri döndürür. Nasıl onları ilk seferinde yaratmış ve ortaya çıkarmış ise. Bu iş, sura ilk nefha olan ölüm nefhasından dört yüz yıl sonra yaşam nefhasında baş verecektir."

 

Soru soran sordu ki: "Nasıl diriltilecektir? Oysa beden, onun parçaları ve azaları  birbirinden ayrılmış ve her uzuv ayrı bir yere gitmiştir. Uzuvların bir kısmını yırtıcı hayvanlar, bir kısmını vahşi hayvanlar, bir kısmını ise bitkiler yemişlerdir. O uzuvların bazısı toprak olmuş ve topraktan duvarlar ve binalar yapılmıştır?"

 

İmam Sadık (a.s) buyurdu ki: "Muhakkak ki, ilk yaratılışa ve insanı önceden bir örneği bulunmadığı hâlde, yokken yaratmaya ve ona şekil vermeye kadir olan kimse, insanı yeniden eski şekline döndürmeye kadirdir.  İlk başta onu yoktan ve örneği bulunmadan var ettiği gibi."

 

Soru soran tekrar sordu: "Daha fazla açıklayın."

 

İmam (a.s) buyurdu: "hakikaten de ruh, bedenden çıktıktan sonra kendi yerinde bulunur, iyi kimsenin ruhu tam bir aydınlık ve genişlikte, kötü insanın ruhu darlık ve karanlıkta. Sonra beden toprak olur. Nitekim insan topraktan yaratılmıştır. Yırtıcıların yediği ve bitkilerin tükettiğinin tümü toprağa geri dönecektir ki, onun kökeni ve aslıdır. Yeryüzünün karanlıklarındaki bir zerre miskâlinin kendisine gizli kalmadığı kimsenin nezdinde korunurlar (yani onları önceki hâllerine döndürmek istediğinde, onların hepsinin yerinden haberdardır) ve tümünü ilk durumuna geri döndürmeye kâdirdir."

 

Sonra İmam Sadık (a.s) devamında buyuruyor: "Ölülerin dirilmesine başlanmak istendiğinde, Allah diriltme yağmuru olan bir yağmuru, yeryüzüne yağdıracaktır. Sonra altını keşfedenler, altını toprağın altından çıkardıkları ve suyla altın parçalarını topraktan temizlemeleri gibi, her bedenin toprağa dönmüş parçaları, diğer bedenlerin parçaları olan diğer topraklardan ayrılır ve bir araya getirilir. Ruh ise bu anda, topraktan olan maddi bedene kavuşur ve Rabb'in izniyle, bu beden ilk şekline geri dönecektir ve hiç bir uzvu eksik olmayacaktır. Bu durumda, Allah'ın izniyle yeniden dünyaya gelen insan, önceden yapmış olduğu hiç bir şeyi inkâr edemeyecektir."²

 

3- Ammar ibn-i Musa Sabatî'den naklediliyor ki, İmam Sadık'a cesedin çürümesi soruldu. İmam Sadık (a.s) buyurdu ki: ‘Evet! (çürür) hatta artık ondan yaratılmış olduğu tiyneti (toprağı) dışında geriye et ve kemik de kalmaz. Hakikaten de, onun toprağı kabirde (Hz. Âdem’in) ilk yaratılışı gibi topraktan yeniden yaratılmadıkça çürümez.’³

 

Açıklama: Bu hadislerden anlıyoruz ki, insanın bedeni ve kemiği çürüse bile, Allah-u Teâla insanı bedeniyle yeniden diriltir. Sura birinci üflenişte her şeyi öldürür. Öyle ki, ruh da ölür. Sonra, ikinci üfleyişle ruhu diriltir ve dünyayı oksijeni az olan ilk hâline geri döndürür. Böylelikle, nasıl hayatın ilk başlarında yağmuru DNA'nın ham maddelerini içeren çamurlu yerlere yağdırarak, DNA'ları suyun içinde oluşturduysa, yine aynı şekilde vücudun DNA'sını geliştirir. Böylelikle Hz. Âdem’i nasıl yaratmışsa, onu ve onun neslinden gelenleri aynı şekilde yeniden yaratır. Bedenlerini tekmil eder ve bilinçlerinin kaynağı olan ruhlarının bulunduğu yerlere onları getirir. Ancak bu ikinci yaratılış Hz. Âdem’in ilk yaratılışından daha kolaydır. Çünkü Hz. Âdem yaratıldığı vakit yeterli oksijen vardı ve karbondioksit suyu ekşi yapıyordu. Bu yüzden Hz. Âdemin yaratılışında çok sıcak ve basıncı az olan bir alan gerekiyordu. Fakat dirilişte böyle değildir, zira oksijen azdır. Sonradan yavaş yavaş çoğalır ve suları eskileştirecek miktarda suda çözünecek karbondioksit oluşturamaz. Böylelikle, diriliş Hz. Âdem’in ilk yaratılış müddetinden daha kolay bir şekilde gerçekleşmiş olur.

 

Not: Tecessüd; maddi beden hâlini almaktır

 

 

 

¹-Tefsîr-i Keşşaf, Zemahşerî, Beyrut, Dâr ul-Marife, c. 3 s. 331

²-İhticac, Ebu Mansur Ahmed ibn-i Ali ibn-i Ebî Tâlib Tabersî, Beyrut, Menşurat-ı Müessese-i Ilmî-yi Matbûât, c. 2 s. 350

³-Bihâr ul-Envâr, Beyrut, Müessese-tül-Vefa, c. 7 s. 43 h. 21

 

 

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
  • Mutluhan Yavuz   23-02-2021 16:29

    Aleykumselam Ali Rıza Akbulut. Felsefeye ne kadar aşinasınız bilmiyorum ancak Molla Sadra'nın "Cismani Mead" teorisi en ağır konulardan birisidir. Mesela Molla Sadrâ’nın diriliş öğretisi maddi formun ve suretin özelliklerini içerse de dünyevî anlamda cismanî bir beden değil, aksine maddi sınırlılıklardan sıyrılarak soyutlanan nefsin yarattığı aşkın bir beden olduğunu söylüyor ve anlaşılması hayli kafa yoruyor. Öyleki Kendi kitabı "Esfar'da" Mead'ı 11 mukaddime ile anlatmaya çalışmıştır ki en önemlilerinden birisi "Ruh-Beden" ilişkisidir. Bu ilişki halledilmeden bu Mesele anlaşılamaz. Bütün filozoflar (Sadra dışında) bu ilişki üzerinde kafa yormuş Fakat Dekart bile bunu çözmekten aciz kalmıştır. Bunlara tam manası ile hakim değilizki Bilimsel kanunlara zıt olarak görünüyor diyorsunuz. Önce bu konuları işleyip fikir sahibi olabilirsek belki bilimsel kanunlara uyarlayıp doğru olup olmadığını anlayabiliriz. Selametle...

  • Ali Rıza Akbulut   21-02-2021 17:56

    Selamunaleyküm Mutluhan kardeşim. Merhum Molla Sadra'nın mead düşüncesi bizim tanıdığımız bilimsel kanunlara zıt olarak görünüyor. Ben bunu din ve bilim açısından şöyle cevapladım: "Madde yok olduktan sonra iadesi imkansızdır" iddiasına cevap Molla Sadra merhumun maddi bedendeki meada yönelttiği bir eleştiri de, maddi bedenin yıpranması ve zarar görmesi idi. Bu yüzden ahirette maddi bedenin bir yararı olmadığını, zararlı olduğunu düşünüyordu. Bilimsel açıdan bu soruna verilecek cevap şöyledir: Ayetlere ve rivayetlere göre cennet ehlinin bedenleri nurla kaplıdır. Nur da bir çeşit enerji olduğu için, madde âlemi nasıl ilk olarak Ehl-i Beyt'in nurundan yaratılmışsa, aynı şekilde, cennet ehlinin nurunun zerreleri, bedenin yıpranmasını engellemek için, birbirleriyle çarpışır. Sonunda yukarı kuark, aşağı kuark ve elektronlara dönüşür. Ardından topraktaki elementlerin proton ve nötronlar yoluyla atom çekirdeğini oluşturacak miktarda kuarklar bir araya gelir. Şöyle ki, her iki yukarı kuark ve bir aşağı kuark birleşiminden bir proton, her iki aşağı kuark ve bir yukarı kuark birleşiminden bir nötron meydana gelir. Sonunda elektronlar proton ve nötronların etrafında uçuşur, böylelikle o elementlerin atomları oluşur ve o terkipten beden kendisini yeniler. Hadislerde hurilerin de cennetin nurani toprağından yaratıldığı geçer. Yani nur zerrelerinin çarpışıp maddeye dönüşmesi sorunları ortadan kaldırır ve beden yıpranmaz. Cennetteki müminlerin bedeninin nurla kaplı olmasına örnek için bu ayetler yeterlidir: Hadid suresi: ﴾12﴿ O gün mümin erkeklerin ve mümin kadınların nurlarının (kendileriyle beraber) önlerinde ve sağ yanlarında yürümekte olduğunu görürsün. "Bugün size müjde var; altından ırmaklar akan cennetlerde ebedî kalacaksınız" (denir). İşte en büyük murada ermek budur. ﴾13﴿ O gün münafık erkekler ve münafık kadınlar iman edenlere şöyle diyecekler: "Bizi bekleyin de yetişip nurunuzdan bir parça alalım." Şöyle denecek: "Geriye dönün de başka bir nur arayın!" Ve hemen aralarına kapısı da olan bir duvar çekilir; duvarın iç tarafında rahmet, kendilerine bakan dış tarafında ise azap vardır." Demek ki maddenin iadesi mümkündür. Çünkü madde yok olmaz En fazla enerjiye döner veya temel maddesine karışır. Enerjiye dönse bile, sonra enerji zerrelerinin çarpışmasıyla yeniden maddeye dönebilir. Aynı maddeye dönebileceği gibi farklı maddeye de dönebilir. Kuarkların ve elektronların terkibine göre. Ali Rıza Akbulut

  • Leyla Taştemir   21-02-2021 08:12

    Merhaba, yorumunuz ve açıklamalarınız çok doğru ve çok yerinde olmuş. Çağa hitap eder şekilde. Yazı için teşekkürler.

  • Mutluhan Yavuz   19-02-2021 19:31

    Selamunaleykum. Hadis ve bilimin ışığında yaptığınız yorum dikkat çekici. Kur'an açık bir şekilde bize ruh hakkında çok az bilgi verildiğini söylüyor. Acaba bu ayete rağmen "ruh" olgusunu enerjiye nispet ettirmek ne kadar doğru? Acaba cismani meadı anlatırken Şii filozof Molla Sadra'nın "cismani mead" teorisini dikkate aldınızmı acaba? Ayrıca ruh ve beden arasındaki ilişki problemi Yine Sadra'nın getirdiği teori ile çözülmüştür. Çok çetrefilli bir konu ve bunlarla bağlantısı vardır. Dikkatli tartışmak gerekir