31 Temmuz 2021 Cumartesi Saat:
09:43

Fatıma Evrenseldir

12-03-2021 13:59


 

 

 

 

 

 

 

 

 

O duanın icabet vaktini gözeten Resul’ün Kevser’iydi.

 

O göklerin Nuriye ve Semaviye’si,

 

Yeryüzünün Zehra’sıydı.

 

O meleklerin yeryüzüne inip çağırdıkları, Muhaddese’ydi.

 

O Allah’ın Tathir ayetiydi…

 

Tahir soyun üçüncüsü, cennet ve cehennemi birbirinden ayıran Furkan’dı.

 

Anne olmanın, evlat olmanın, mücahit olmanın en görkemli örneklerinden biriydi.

 

Tarihi onun sözü belirledi.

 

Geçmiş ve gelecek onun adımlarında gizliydi.

 

Esma’ül-Hüsna Zehra suretinde yeryüzüne gönderildi. Allah’ın bedenlerimize üflemek için yarattığı o tertemiz ruh, Zehra’nın nefesiydi.

 

Peki, sadece bunlar mıydı Fatıma; Peygamber kızı, Ali’nin eşi, Hasan ve Hüseyin’in annesi miydi? Nütfesi cennet meyvesinden olan, peygamberin ‘âlemlerin hanım efendisi’ olarak nitelendirdiği şahsiyet ve on bir imamın annesi miydi? Evet, Fatıma tek bunlardan ibaret değildi. Sadece siyasi kimliği ve hicabıyla anılan bir örnek değildi.

 

Fatıma her şeydi, Fatıma her yerdeydi, Fatıma, önce ve sonraydı. Fatıma evrenseldi mukaddes İslam dini gibiydi. Her çağa hitap eden vefanın ta kendisiydi..

 

Merhameti ile kuşatıcı, Allah yolunda olan bir hükümde tavizsiz ve kararlı..

 

Çünkü O Allah’ın sıfatlarıyla sıfatlanmış hakikatin ta kendisiydi…

 

Fatıma önce ve sonraydı: yani zerrelerimizde ona olan muhtaçlığımızı hissettiriyorsa, Fatıma her asırda zahir ve batındı..

 

Fatıma hakikatti. Yani; kendi dünyasını İslam şuuruyla ziynetlendiren, bir eliyle Ali’nin söküğünü diken, ayağıyla Hasan’ı sallayan, mübarek diliyle Kur’an okuyan, duanın, yakarışın ve arzuhalin onunla anlam bulduğu peygamberin gözdesi, Ali’nin mihriban eşiydi.

 

Fatıma evrenseldi, yani; eğer 21.yüzyılda Fatıma olsaydı, teknolojik aletlerden faydalanabilen ama o aletleri bir yücelme ve yakınlaşma vesilesi olarak, kemale ulaşmak yönünde bir araç olarak görürdü. Nasıl ki bir üstat kalbine ilim yerleştirmede olan talebesini, ilahi sevgi sebebi olarak görüyorsa o da öyleydi. Nitekim öğretmenin ancak bir öğrencinin varlığıyla gerçekleşebileceği gibi veya bir adım daha ileri düşünürsek, Allah rızası için çağrılan davette, lezzetli yemekler pişiren bir aşçının sevilmesinin ilahi bir sevgi olduğu gibi diyebiliriz. Fatıma’da bu materyalleri ilimde önünü açması sebebiyle; ibadete, amele, tefekküre, tefehhüme dönüştürebilen Fatıma olurdu…

 

Taassubu olmadan, önyargısız, kendisi için değil; dünyevi olmayan başka bir amaca ulaştıracağı düşüncesiyle, Rabbe yakınlık niyeti onda tecelli ederdi. Çünkü o sadece kendi zamanının değil, tüm cihanın hanım efendisiydi.

 

Fatıma her şeydi ve her yerdeydi: yani, evinde Rabbine yakınlığı, dışarıda da Allah’ın yarattığı kullarına yakınlığıyla; eksiksiz ve düzenli bir yaşam programı hazırlayan, bir öğretmen olurdu ya da hemcinslerinin tereddütsüz şikâyetini, rahatsızlığını anlatıp tedavisini eden doktorluk ilmini okuyan Fatıma olurdu. Bunları yaparken de emir ve nehiyler onun için ince ve keskin bir çizgi halinde sirayet ederdi...   

 

Ey Medine’nin mahzun bakışlı Zehra’sı: yani babanı, yani Ali’ni, yani Hasan’ını, yani Hüseyin’ini, yani Rabbini yüreğinde saklayan; insan görünümündeki Huriye.

 

Yüreğimize bir derman gerekir, nuru nur olan cemalinin güzelliğiyle.

 

Derdimize derman gerekir, babasına anne olan göz alıcı zarafetinle..

 

Issız çöl ortasında kendini arayan çaresiz bir yetimdi avuçlarım. Ruhuma bir kıvılcım ararken seni buldum. Çünkü sen Allah’ın dergâhına giden en yakın yoldun…

 

Gece namazlarında komşularını zikreden duan olmak vardı. Ya da üç günlük orucunda kapına gelen: bir miskin, yetim ya da esir.

 

Peki, boynundaki gerdanlık… Onun azizliği ve bereketinden nasiplenmek vardı. İnsan, aşkının büyüklüğü kadar konuşabilirmiş. Ötesine geçmek için aşkını büyütmesi lazımmış. Yeryüzündeki bütün ağaçlar kalem, denizler mürekkep olsa seni bir kalıba sığdıramazlar.  

 

Hangi delil ve sözlerle özetlenebilirsin ki ya Zehra..

 

O kötülükleri iyiliklere çeviren, iyilikleri de cennete çeviren evvel ve ahirdi,

 

O ahdine sadık kulluğuyla cezbedici Raziye’ydi,

 

O Uhud mezarlığındaki sözlerin gözyaşıydı,

 

O hem öğretmen, hem hekimdi,

 

O şefkati bağrında filizlendiren anneliğin hakikatiydi.

 

O her zamanın, her anın Zehra’sıydı.

 

Evrenseldi, Kur’an-ı Kerim ile aynı tabiata sahip Kelamullah’tı.

 

O Allah’ın cennet diye tasvir ettiği, Allah’ın sözüydü.

 

Ahdimiz sana, yeminimiz seninle gönderilen mutlak hayra.

 

Sen, Allah’ın sır olarak yeryüzüne indirdiğisin. Hoşnutluğun son noktasısın…

 

Selam olsun doğduğun güne, şehit edildiğin güne ve sırat köprüsünde dostlarını beklediğin o güne..

 

ELHAMDULİ’LLAHİ RABBİ’L ALEMİN…

 

 

 

 

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !