22 Eylül 2021 Çarşamba Saat:
08:58

Gıda ve Sağlık Terörü

01-03-2021 10:08


 

 

 

 

 

 

 

  

 

 

Her şey bir yumurta ile başladı.

 

Bir arkadaşım ‘bir yumurtanın vücuda zararı, bir paket sigara ile eş değer’ demesi ile; ‘Ne diyor bu acaba!’ diye düşünüp araştırmamın sonucunda gördüm ki gıda ve sağlık alanında bir sarmal terör âleminin içindeyiz.

 

Evvela şunu söylemeliyim ki duyacağınız şeyler hoşunuza gitmeyecek, zira benim hiç gitmedi. Gerçi birçoğunu biliyoruz ama bu açıdan bakınca konuyu derk etmeye başladık.

 

Gelin önce Cumhuriyet tarihimizde bu terör nerede baş göstermiş görelim.

 

Yıl 1934. Bir kanun çıkıyor; “askerde tütün içenlere 10 grama kadar tütün verilir.” diyor.

 

1954’te bir kanun daha ve “içsin içmesin bütün askerlere günde 10 gram tütün verilir ve başka bir şeyle değiştirilemez.” deniyor. Askerin çöplere attığı sigaraları bulan fakir mahalle çocukları sigaraya alışıyor.  Bu dram zinciri uzar da uzar. Size bırakıyorum!

 

1934-1981 arası bu kanun işliyor ve akciğer kanseri oranı dramatik şekilde yükseliyor.

 

Soru: O dönemin siyasi otoriteleri nasıl bir kafaya sahiptir ki emri altındaki bilgisiz ezgin Anadolu çocuklarına sağlık tecavüzünde bulunuyor?

 

Ayrıca gıda terörünün en büyük hamlesi 1948 yıllarında ‘Marshall Planı’ olarak ülkemize ve milletimize dayatılan işlenmiş gıdalardı. Elbette bu plan sadece gıda ve sağlık açısından değil ülke ekonomisi ve kalkınmasına doğrudan bağıra bağıra yapılmış bir saldırıydı. Okullarda iman şartı gibi çocuklara öğretmenler(!) eliyle zorla içirilen süt tozları,  fabrikalarda bedava dağıtılan içeriği hakkında 40 yalan atılan Vita marka yağlar ve bunlar gibi birçok sağlık ve gıda terörü yaşandı.

 

Yine soracak olursak; Ya Hu! Allah aşkına doğal süt varken bir müşrik ülkesinin ne idüğü belirsiz gıdalarını zorla çocuklara içirmek nasıl bir aklın eseridir. Hiç mi ‘bu ne!’ diye sorulmaz. Sonucu düşünülmez?

 

O dönem süt sektörü ve buna bağlı çiftçi ağır darbe almıştı.  Bunun gibi birçok geleneksel gıda sektörlerimiz bozulup dışa bağlı hale getirildi.

 

Bu gıda ve sağlık saldırıları ülkemiz ve milletimiz üzerinden hiç gitmedi. Hep sorduk ‘bu bilinçli mi yapılıyor diye?’ O yıllara ait hep komplo teorileri ile karşılaşmış olsak da günümüzde karşımıza ‘Sağlıkta Dönüşüm Planı’ diye reform hareketleri çıktı hep.

 

Peki, nedir bu sağlıkta dönüşüm hareketleri?

 

2000’li yılların başlarında Tabipler Odası’nın sağlık dönüşümü adı altında ‘Büyük Hastaneler’ projesi çıkıyor. Aslında bu konuda büyük bir ihtilaf var. Çünkü bir kesim bu dönüşüm programı için ülkemizi sağlık turizmi açısından bir numara yapmak ve halkımıza daha kaliteli hizmet sunmak olduğunu söylese de; Dr. Yavuz Dizdar bu olay için “arzın talepten önce oluşturulduğunu ve arza olan talebi gerçekleştirmek için gıdaya dayalı sağlık sorunları çıkarıldığını” söylüyor.

 

Zira hastaneler yapılırken “kim gidecek bunlara?” sorusuna karşın “yaptıysak gidecek kişileri de yaratırız.” cevapları alınmaktadır.

 

Biz yine de devletimizin böyle bir oyuna dâhil olmadığını hatta daha ileri bir görüş sergileyerek hastalıkları önceden sezgileyip buna karşı basiretli bir çözüm ile hastaneler yaptırdığını ve böylece ülkemizi Avrupa’yı kıskandıracak seviyede iç ve dış sağlık turizmi merkezi haline getirdiğini düşünüyoruz.

 

Ve bugün o hastaneler ağzına kadar dolu!

 

Örnekli devam edersek bir reflu furyası görüyoruz 2000’lerde. Hiç duyulmayan bir şey toplumun genel sağlık sorunu haline geliyor. Hatta ‘rahim ağızı kanseri’ denilen bir illet pik yapıyor yine bu yıllarda. Aslında bu hastalık aşı geliştirmeleri ile Dünya genelinde yaygınlaştı. Bu tür enfeksiyonel hastalıklar, iyi beslenmeyen bünyelerde, sağlıksız gelişen hücre yapılarında görülür.

 

Dünyada ‘İspanyol Gribi’nden 1918 yılında 50 milyon kadar kişi öldü. Bunun sebebi; dünya savaşından çıkmış halklar yetersiz beslenmiştir ve hatta psikolojik olarak zayıf düşmüş bedenlere sahiptirler.

 

Günümüzde ‘Kuş Gribi’ adı altında milyonlarca sağlıklı tavuğumuz telef edilmiştir. Bu salgının bir karşılığı yoktu; ne bilimsel, ne de gerçek karşılığı.  DÜNYA SAĞLIK ÖRGÜTÜ bunu tüm coğrafyaya pazarlamış ve doğal besin kaynaklarını ve tavuk envanterlerini katlettirmiştir hem de tavuğun sahibi eliyle. Bu olay öğretmen eliyle çocuklara içirilen süttozu hikâyesini hatırlattı bana ya da komutan eliyle askere içirilen sigarayı!

 

Ve böylece tavuk sektörü yeni şirketler ile tanışmış ve yeni yetiştirme yöntemleri, yemler, tesislere kavuşmuştur.

 

Yediklerimiz o kadar doğallıktan uzaklaştı ki baldan reçellere, süt ürünlerinden yağ çeşitlerine kadar bir-çok ürün- raf ömrü uzun, hazırlanma süresi kısa, albenisi yüksek, tadı doğal halinden uzak ama çok lezzetli(!) bir hale dönüştürülmüştür. Bu dönüşüm, gıdanın yapısal zincirinin bir halkasına müdahale ile başlayıp onu bozup diğer halkaları düzeltme çabası ile birbiri arası reaksiyon oluşturup sonunda gıda değil kimyasal ürün haline getirilmesi ile sonuçlanıyor.

 

GIDA topraktan çıktığı halde insana ulaşan üründür. İnsan sağlığını tehdit eden ürün asla gıda değildir!

 

Birçok yapay ürün gıda olarak tercih ediliyor.

 

Bu ekonomik zorlukla uğraşan halkın zorunlu tercihidir. Çünkü ya yüksek paralara doğal ürün arayışı içine girecek, ya yemeyecek ya da son çare devletinin denetleme kurumlarına güvenip zincir marketlerden uygun fiyata gıda görünümlü ürün alacak!

 

Bağırsakta mayalanmayan bu gıdalar, boğumlu bağırsağı bozup onu düz bir boruya dönüştürüp insanı dönüşü olmayan hastalıklar deryasına atıyor. Açıklamam uzun süreceği için bağırsaklar hakkında biraz bilgi edinmenizi tavsiye ediyorum. 

 

Örneği bizden vermeyip tahtaya vuralım (Bu tahtaya vurma olayı da bize Şamanizm’den girmiş bir müşrik âdetidir) ve Irak halkını ele alalım; Bizzat görüp yaşadığım bir coğrafya ve halktır orası çünkü.

 

Irak’ta kolon kanseri ve şeker hastalığı o kadar yüksek ki nerede ise yaşlı insan göremeyiz oralarda. Gördüklerimiz de bize ibret olmuştur vesselam! Gerçi devlet için iyi bir olay çünkü emeklilik ödenekleri ortadan kalkıyor ve ekonomi huzura kavuşuyor! Bu hastalıkların en önemli sebepleri trans yağlar ve ürünlerdeki glikoz-früktoz şuruplarıdır. Yine bu kimyasalların bağımlılık yaptığı araştırmalar sonucu ortaya çıkmıştır. Beyinin tat reseptörlerine müdahale eden ürünler beyin hasarları da oluşturuyor.

 

Diş macunları ve bazı ürünlere eklenen flor, florür gibi beyin içyapısını kireçlendiren ürünler sonucu hormonel travmalar ve manevi çöküş yaşanmaktadır.

 

Gıdanın transı insanın transı kadar lanet bir şeydir!?

 

Toparlayacak olursak; bazıları sağlığı bozmak için gıda yolunu tercih ediyor. Çünkü çok büyük bir ekonomi var ortada. Finansal yönden çiftçiye zarar verip tarımı bitiriyorlar ya da tarım ilaçları ve tohumlar ile gıdaya, yine gıdanın translaşması ile insana ve ülkeye zarar veriliyor. Bu da sağlık ve gıda terörü olarak karşımıza çıkıyor.

 

‘Ne yapmalıyız?’ diye eklersek eğer;

 

Avrupalılar mayalanma ile ilgili olarak doğal peynir ve şarap tercih ederler (şarap haramdır asla önermiyorum!). Biz doğal yoğurt ve sirkeden ayrılmayalım. Homojenize, uht, pastörize sütlerden uzak duralım, en azından çocuklarımızı uzak tutalım. Cips, asitli meşrubat hele ki Ramazan ayında milli içeceğimiz haline gelen o zehirden uzak duralım. Anne ve babalarımız bilgisizlik yüzünden bizim zehirlenmemize göz yumdular ama biz en azından buzdolabına bir “sağlıklı gıdalar” listesi asarak hem bundan sonrası için kendimize hem de çocuklarımıza doğal bir beslenme alışkanlığı oluşturabiliriz.

 

Ülkemizde hala doğal olarak yetiştirilen (tavuk, yumurta, sucuk, bal ve süt) ürünleri alalım. “Köylü milletin efendisidir” sözü burada haklılığını gösteriyor. Ve evde doğal gıda yapmayı öğrenelim.  Zaten sirke yapamayan, salça yapamayan, yoğurt yapamayan kadınlarımız-kızlarımız önce kendi kanlarını ve ahlâklarını tartsınlar bence. Türkler kimdir! Türk kadını-Anadolu kadını nasıldır bir baksın özüne, sapkın Avrupaî kadınlarına bakacaklarına!

 

‘Aman, zaten her şey GDO'lu düşüncesini ile boş vermiş, ümit kesmiş ve Müslüman olana haram edilmiş bir düşünce ve hareket tarzından kaçınalım.  

 

Unutmayın, zararı faydasından çok olan Haramdır!

 

“Allah’ın rahmetinden ümidini yalnızca kâfirler keser.”

                                                                                                                    Yusuf/87

                                                                

 

 

  

 

 

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !