08 Aralık 2021 Çarşamba Saat:
16:59
06-11-2021
  

Haydi, Tut Kendini ve Öfkelenme!

Hz. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurmuştur: Sirke balı çürüttüğü gibi gazap da imanı çürütür.

Facebook da Paylaş

 

 

 

 

 

Ehlader Araştırma Bölümü

 

 

Öfke, cehennemin yükselen alevlerinden alınan bir alev parçasıdır. Ancak bu ateş, külün altındaki ateş gibi insanın kalbinde gömülüdür ve insandaki kibir sıfatı kızgın bir demir gibi bu ateşi yattığı yerden çekip dışarı çıkarır. Ama mümin insanların kalbindeki öfke kendini ancak dinin korunması için gösterir.

 

Öfkelenmek yaratılış itibariyle insanda var olan hararetin uyanması ve alevlenmesidir. Bu ateş uyandığında kalpteki kan kaynamaya başlar ve damarlara dağılıp kazanda kaynayan suyun yükselmek istemesi gibi giderek yüksek bölgelere doğru tırmanır. Bu sebeple yüz bölgesindeki damarları zorlayan kan kişinin yüz ve gözünün kızarmasına sebep olur. Bu kızarıklık, cildin arkasındaki kan miktarının fazlalığını ve bu halde cam bir kavanoz gibi cildin arkasındaki sıvının rengini gösterir.

 

Ancak bu durum, insanın, elinin altındaki veya kendisinden daha aşağı gördüğü birine öfkelenmesi durumunda meydana gelir. Kişi kendisinden üstün olan birisine öfke duyduğunda ise elinden bir şey gelmediğini bildiği için kalbindeki kan daha da sıkışır ve damarlardaki kanlar bile kalbe geri döner. Bu durumda hüzün duygusu meydana gelir ve kişinin rengi sararır. Kişi kendi dengi olan birisine öfke duyuyorsa ve bu öfkesini ibraz edip etmemek konusunda tereddüt yaşarsa bu durumda gazap ve hüzün duygularını art arda yaşadığı için renginin kırmızılık ve sarılık arasında gidip geldiği görülür.

 

Öfkenin yuvası kalptir ve buradaki kanın galeyana gelip intikam için kaynamaya başlamasıyla kendini gösterir. Gazap duygusunun asıl işi insanı muhtemel tehlikelere karşı korumaktır. Ancak bu tehlikeler insanın başına geldiğinde aynı duygu intikam yönünde çalışır. Gazap duygusunun gıdası olan intikam bu gıdayı aldığında yaşadığı hazla beraber sönüp gidiyor.

 

İnsanlar gazap yönleriyle farklı gruplar halindedir. Kimileri ifrat iken kimileri tefrit yönündedir ve bir grup da itidal halindedir.

 

Bu duygunun tefrit halinde olması bu duygudan tamamen yoksun veya çok zayıf bir öfkeye sahip olmak şeklinde kendini gösterir. Ancak bu durum olumsuz ve iyi olmayan bir haldir. Bu tür insanlara onursuzluk isnat edilir. Bunun göstergelerinden bazıları ise haram fiillere karşı duyarsız olmak, kolaylıkla zillet altına girmek, aşağılanmaya karşı ses çıkarmamak ve açıkça yapılan günahlara sessiz kalmaktır.

 

Yüce Allah, Resulullah’ın (s.a.a) seçkin sahabelerini anlatırken şöyle buyurmuştur:

 

Kâfirlere karşı serttirler.[1]

 

Yüce Allah diğer bir ayeti kerimede şöyle buyurmuştur:

 

Ey Peygamber! Kâfirlere ve münafıklara karşı cihat et, onlara karşı sert davran.[2]

 

Bilindiği üzer bu iki ayeti kerimede bahsedilen “sert davranmak” özelliği gazap duygusunun bir getirisidir.

 

Gazap duygusunun ifrat yönünde olması ise bu duygunun tamamen insana galip gelmesiyle ve insanın akıl ve din çerçevesinden çıkmasıyla kendini gösterir. Bu durumda kişinin herhangi bir düşünce, basiret veya seçme özgürlüğüne bile sahip olduğundan bahsedemeyiz. Bu halde olan bir insan kulaklarını bütün nasihat ve öğütlere kapatmıştır. Bunun belirtilerinden bazıları ise yüz renginin değişmesi, vücutta titremeler oluşması, dengesiz hareket ve dengesiz sözlü ifadeler, küfürlü sözler ve saldırganlaşmaktır.

 

Bütün bu gerçeklere işaretle Hz. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurmuştur:

 

Sirke balı çürüttüğü gibi gazap da imanı çürütür.

 

Meyser adlı ravi şöyle rivayet eder: İmam Muhammed Bakır’ın yanında iken birisi gazap konusunda değindi. Bunun üzerine İmam Muhammed Bakır (a.s) şöyle buyurdu: İnsan bazen öfkelenir ve hayatının sonuna kadar hiçbir şey onu bu öfkeden döndüremediği için cehennem ateşini satın alır. Öyleyse birilerine öfkelenen kişi ayakta ise hemen otursun. Kuşkusuz bunu yaparsa kısa sürede şeytanın tuzağından kurtulacaktır. Kendi akrabasına öfkelenen kişi ise akrabasına yaklaşsın ve ona dokunsun. Kuşkusuz akrabasının vücuduna dokunan kişi sakinleşecektir.

 

Seçkin ravilerden birisi olan Ebu Hamza Sümali, İmam Muhammed Bakır’ın (a.s) şöyle buyurduğu nakletmiştir: Gazap insanın kalbinde yanmaya başlayan şeytani bir ateştir. İçinizden birisi öfkelendiğinde, gözleri kızarıp boynunun damarları kabardığında Şeytan onun içine girecektir. Bu durumda iken Şeytanın tuzağına düşmek istemiyorsanız oturun. Zira bu halde iken oturmak Şeytanın insandan uzaklaşmasına sebep olur.

 

İmam Cafer-i Sadık’ın (a.s) şöyle buyurduğu nakledilmiştir: Öfke bütün kötülüklerin anahtarıdır.

 

İmam Cafer-i Sadık’ın (a.s) şöyle buyurduğu nakledilmiştir: Yüce Allah, gazabını koruyabilen kişinin kusurlarını örter.

 

İmam Cafer-i Sadık’ın (a.s) şöyle buyurduğu nakledilmiştir: Tevrat’ta şöyle yazılmıştır: Ey insanoğlu! Gazaplandığımda seni anmamı ve helak olanlarla beraber seni de helak etmemi istemiyorsan öfkelendiğin vakit beni hatırla. Zulme uğradığında benim yapacağım yardımla yetin. Kuşkusuz benim yardımım senin kendine yapabileceğin yardımdan daha iyidir.

 

İmam Cafer-i Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: Öfkesine hâkim olamayan kişi aklına da hâkim olamaz.

 

İmam Muhammed Bakır’ın (a.s) şöyle buyurduğu nakledilmiştir: Allah ile Musa (a.s.) arasında geçen sözlerden biri şuydu: Ey Musa! Seni musallat yaptığım insanlara öfkelenme ki ben de sana gazap göstermeyeyim.

 

Bu bir gerçek ki insan gazap özelliğini tamamıyla kendisinden söküp atamaz ama insanın yapması gereken şey gazabın sultasını kırmak ve gazabı zayıflatmak suretiyle bu duygunun ona hâkim olmasını engellemektir. Gazap her zaman aklın komutlarına tabi olup onun komutlarına uymalıdır. İnsan gerektiği yerde gazabından yardım aldığı gibi gerektiği yerde de sabır göstermelidir. Öfke insanın iradesine hâkim olmamalıdır. Yüce Allah öfke konusuna değinirken “öfkesini yutanlar”[3]ifadesini kullanır ve “öfkesi olmayanlar” buyurmuyor.

 

Gazabın uyanmasına zemin hazırlayan etkenler ise kibir, kendini beğenmek, şakalaşmalar, alay etmeler, küçük düşürmeler, kusur aramalar, inatlaşmalar, kandırmalar ve aşırı mal ve makam hırsıdır. Bunların tamamı İslam ahlakında kötü birer özellik olarak tanıtılır ve bu etkenler kişide olduğu sürece öfke duygusunun şerrinden kurtulması imkânsızdır. Dolayısıyla karşıt sıfatlarla bu etkenleri bir bir yok etmelidir. Örneğin tevazu ile içindeki kibirden; kendi hakikatini araştırıp tanımakla içindeki kendini beğenme düşüncesinden; böbürlenmenin çirkin yüzünü öğrenerek ve gerçek üstünlüğün ancak faziletlerle elde edilebileceği bilincine vararak bu sıfattan kurtulmalıdır. Şakalaşmak özelliğini ise faziletlerin kazanılması yönünde göstereceği ciddiyetle kontrol altına alabilir. İnsanlarla alay etmeği diğer insanlara saygı göstermek suretiyle ve kendine saygı duyarak öldürebilir. Kusur arama özelliğini kötü sözler kullanmamaya dikkat ederek ve hoş olmayan acı tabirlerden uzak durarak giderebilir. İçindeki mal ve makam hırsını elindekilerle yetinmeğe çalışarak ve kanaat sıfatını elde ederek öldürebilir.

 

Bu olumsuz sıfatların her birinden kurtulmak çok büyük sıkıntılarla beraber gerçekleşebilir. Ancak bu yöndeki en büyük etken kişinin bu sıfatların gerçeğine olan bilinci ve insan için yaratabilecekleri sıkıntıları bilmektir. Bu bilinç insanın bu sıfatlardan uzaklaşmasına ve bu yönde daha azimli davranmasına vesile olacaktır. Bu bilinç oluştuktan sonra kişinin yapması gereken şey karşıt sıfatlardan yardım almaktır. Yani bir alışkanlık haline gelene dek uzun süreliğine bu çirkin sıfatların karşısındaki iyi sıfatlara bürünmeğe çalışmalıdır. İnsan bu çirkin sıfatlardan kurtulduktan sonra insan nefsinin temizlendiğini söyleyebiliriz ve bu aşamaya gelen biri bu sıfatlardan doğan öfke duygusundan kurtulmuş olacaktır.

 

Uyanan bir gazabın önünü almak konusuna gelince; daha önceki hadislerde de ifade edildiği üzere insan bu aşamada Şeytanın şerrinden Allah’a sığınmalı, ayakta ise oturmalı, oturmuş ise uzanmalı veya soğuk suyla abdest veya gusül almalıdır.

 

Hz. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurmuştur: Öfkelendiğinizde abdest veya gusül alın zira öfke ateştendir.

 

Diğer bir hadisi şerifte Hz. Peygamber (s.a.a) bu durumdaki kişilerin Şeytanın şerrinden Allah’a sığınmalarını ve sabırlı olmak, affetmek, iyi zanlı olmak ve gazabın kırılması konularını hatırlamalarını tavsiye etmiştir.

 

Yüce Allah gazabına hâkim olan insanlardan övgüyle bahseder ve “öfkesini yutanlar” tabirini kullanır.

 

Hz. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurmuştur: Kim gazabını zapt ederse Yüce Allah onu kendi azabından koruyacak; kim Allah’tan özür dilerse Yüce Allah onun özrünü kabul edecek; kim diline hâkim olursa Yüce Allah onun kusurlarını örtecektir.

 

Hz. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurmuştur: İçinizdeki en sağlam kişi öfkelendiği vakit öfkesine hâkim olan, en sabırlısı ise güçlü olduğu zaman affeden kişidir.

 

Hz. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurmuştur: Allah’a giden en güzel yollardan biri, öfke ve musibeti sabırla ile iki yudumda içmektir.

 

İmam Zeynel Abidin (a.s) şöyle buyurmuştur: Kendi şerefimden ödün vermek pahasına en güzel develere sahip olmak istemem. Telafi etmeksizin yudumlamış olduğum öfkeden daha tatlı bir şey içmedim.

 

İmam Muhammed Bakır’ın (a.s) şöyle buyurduğu nakledilmiştir: Telafi edebildiği halde öfkesini bastıran kişinin kalbini, Yüce Allah kıyamet gününde güven ve imanla dolduracaktır.

 

İmam Cafer-i Sadık’ın (a.s) şöyle buyurduğu nakledilmiştir: Ne güzel bir yudumlayıştır sabırla yudumlanan öfke. Hiç kuşkusuz en büyük mükâfatlar en büyük imtihanlar içindir ve Yüce Allah sevdiği insanları imtihanlara tabi tutar.

 

İmam Cafer-i Sadık’ın (a.s) şöyle buyurduğu nakledilmiştir: Yüce Allah öfkesine hâkim olan kişilerin şeref ve itibarını dünyada ve ahirette artırır.

 

İmam Cafer-i Sadık’ın (a.s) şöyle buyurduğu nakledilmiştir: Telafi edebildiği halde öfkesini yatıştıran kişinin kalbini Yüce Allah kıyamet gününde kendi rızasıyla dolduracaktır.

 

İmam Cafer-i Sadık (a.s) Resulullah’ın (s.a.a) şöyle buyurduğunu nakletmiştir: Yüce Allah hiç kimseye cahilliğinden ötürü şeref ve itibar vermemiş ve hiç kimseyi sabrından ötürü küçük düşürmemiştir.

 

Hafs ismindeki ravi şöyle nakletmiştir: İmam Cafer-i Sadık (a.s) bir iş yapması için kölesini dışarı gönderdi ancak köle gecikince İmam Cafer-i Sadık (a.s) peşinden gitti ve köleyi bir köşede uyur halde buldu. İmam Cafer-i Sadık (a.s) kölesinin başucunda oturdu ve yelpazeyle onu serinletmeğe başladı. Köle uyanınca İmam Cafer-i Sadık (a.s) ona şöyle buyurdu: Hem gece hem de gündüz uyumak senin için doğru değil. Gecelerin senin olsun ama gündüzlerin bizimdir.

 

 

 

 


[1]     Fetih, 29.

[2]     Tevbe, 73.

[3]     Âl-i İmrân, 134.

 

 

 

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler