20 Ekim 2021 Çarşamba Saat:
03:07
09-10-2021
  

İmam Rıza ve İmam Kazım'ın Çektiği Zorluklar

İmam Fedek'in sınırlarını, Aden'den Semerkan'da, Afrika'dan Hazar Denizi ve Ermenistan'a kadar uzanacak şekilde ifade etti..

Facebook da Paylaş



 

 

 

 


Ehlader Araştırma Bölümü

 

 

Harun Reşid, İmam Kâzım (a.s) ile Müslümanlar arasındaki bağın derinliğini fark etmişti. Zaman geçtikçe, İmam'ın (a.s) etkisindeki halk tabanının gittikçe genişlediğini anlamıştı. İmam (a.s) yaşadığı sürece Müslümanlar iki çizgiyi karşılaştırma imkânına sahip olacaklardı: İmam Kâzım'ın (a.s) çizgisi ve Harun'un çizgisi. Bu karşılaştırma ile de doğru çizgiyi eğri çizgiden ayırabileceklerdi.

Bu yüzden Harun Reşid, İmam'ın (a.s) özgürce faaliyette bulunmasının kendisi için büyük bir tehlike oluşturduğunu gördü. Onu zindana atmak, faaliyetlerini dondurmak ve Müslümanlar üzerinde etkili olmasını engellemek için plânlar hazırlamaya başladı.

Bunun yanında İmam Kâzım (a.s), birçok meselede ona karşı çıkıyor, itiraz ediyordu ki, Harun Reşid gibi bir kişiliğin bunlar karşısında susması mümkün değildi. Nitekim İmam (a.s) da Harun Reşid'in İslâm ümmetine ve Hz. Peygamber'in (s.a.a) şeriatına yönelik düşmanca saldırıları karşısında susmuyordu.

İmam Kâzım'ın (a.s) itirazları ve karşı çıkışları öyle meselelerle ilgili olarak belirginleşiyordu ki, Harun'un bunları hazmetmesi mümkün değildi. Harun Reşid ona: "Ey Ebu'l-Hasan! Fedek arazisinin sınırlarını belirle, onu sana geri vereyim." deyince İmam Musa Kâzım (a.s) ona şu cevabı vermişti: "Ben de zaten onu ancak gerçek sınırlarıyla alırım."

İmam (a.s) Fedek'in sınırlarını, Aden'den Semerkan'da, Afrika'dan Seyfu'l Bahr'e ve Hazar denizi ve Ermenistan'a kadar uzanacak şekilde ifade etti. Böylece İmam (a.s) Fedek'in gasp edilmiş hilafet olduğunu söylemek istiyordu. İşte o anda Harun onu öldürmeye karar vermişti.

Harun Reşid, Hz. Peygamber'in (s.a.a) kabrinin başında: "Selâm üzerine olsun, ey Allah'ın Resulü, ey amcamın oğlu!" diye selâm verince, İmam Kâzım (a.s): "Selâm üzerine olsun, babacığım!" dedi. Harun: "Bu yaptığın övünmektir." dedi. Sonra bunu hep içinde sakladı. Nitekim hicrî 169 senesinde onu çağırdı ve hapse attı. Hapis süresini de uzun tuttu. Daha sonra serbest bıraktı.


Bir gün İmam Kâzım (a.s), Harun Reşid'in yanına gitti. Harun: "Bu nasıl bir evdir?" diye sordu. İmam (a.s): "Bu, fasıkların evidir." diye cevap verdi.


Harun'un yanında İmam'ın (a.s) dedikodusu çok yapılırdı. Bu dedikodular, Harun'u, ona karşı kışkırtıcı nitelikteydi. çzellikle Yahya el-Bermekî'nin tahrikleri çok kışkırtıcıydı. Harun'a şöyle dedi: Doğudan, batıdan ona mal taşınıyor. Kendine ait beytülmali var.

Bunların etkisinde kalarak Harun, hicrî 179 senesinde İmam'ı (a.s) hapse attı. Daha önce de söylediğimiz gibi İmam (a.s) Basra hapishanesinde tam bir yıl kaldı.

Hicrî 180 senesinde Bağdat'ta hapse atıldı. Böylece bir hapishaneden öbürüne aktarılıp durdu. Nihayet Halife'nin adamlarından biri, Halife'nin emriyle hapishanede ona suikast düzenledi. İmam Rıza (a.s) ilk yıllarda babasını ziyaret ediyordu. Ali b. Yaktin'in, imametin vasiyet edilmesiyle ilgili rivayetinden de bunu anlayabiliriz.

İmam Kâzım (a.s), İmam Rıza'ya (a.s), yaşadığı sürece kapısında uyumasını ve bunu, kendisiyle ilgili haber gelinceye kadar sürdürmesini emretti. İmam Rıza (a.s) dört yıl boyunca bunu sürdürdü. Bir gece yatağına gelmekte gecikti, evine gelmedi. Ailesi ürktü. Sabah olunca, eve geldi, ailesinin yanına girdi ve babasının eşi olan çmmü Ahmet'e giderek şöyle dedi: "Babamın sana emanet ettiği şeyi getir." çmmü Ahmet bir çığlık atarak: "Allah'a yemin ederim, efendim öldü." İmam Rıza (a.s) onu susturdu ve dedi ki: "Bir şey söyleme, kimseye açıklama, haber valiye gelinceye kadar sus."

Muhammed b. Fazl el-Haşimî, İmam Kâzım'ın (a.s) emriyle, onun şahadet haberini oğlu İmam Rıza'ya (a.s) ulaştırmış ve ona ulaştırması için bazı emanetler vermişti. Aynı gün Muhammed, İmam Kâzım'ın (a.s) şahadet haberini ulaştırmak üzere Basra'ya gitti. İmam Rıza (a.s) da, onun Basra'ya ulaşmasından üç gün sonra peşinden gitti. Basralılardan bazıları onu kendilerine imam olarak kabul ettiklerini belirttiler. Aynı gün Medine'ye geri döndü. Sonra İmam Rıza (a.s) Küfe'ye döndü ve bağlılarıyla buluştu, ardından Medine'ye döndü.

İmam Kâzım'ın (a.s) vefat ettiği haberi Medine'de yayılınca Ehlibeyt izleyicileri çmmü Ahmed'in evinin önünde toplandı. İmam Kâzım'ın (a.s) oğlu Ahmet'le birlikte toplantı düzenlediler. Ahmet onları alıp kardeşi İmam Ali Rıza'ya (a.s) götürdü, imam olarak ona biat ettiler.

İmam (a.s), Müslümanların imamlığını üstlendiğini açıkça ilan etmedi. Bunu gizli tutuyordu. Babasının vasiyetine uyarak bunu dört yıl sonra ilan etti.
İmam Rıza (a.s), babasının çektiği zorluklara, şehit edilinceye kadar bir zindandan öbürüne nakledilişine tanık olmuş, bu acıları derinden yaşamıştı. şartlar elverişli değildi. Yönetime karşı muhalefet bayrağını açmanın sağlayacağı pratik bir yarar yoktu. İmam (a.s), genelde Müslümanların, özelde Ehlibeyt bağlılarının geçtikleri bu zor sürecin koşullarına riayet ederek acısını, imtihanın yürek burkucu zorluğunu yutkunuyor, öfkesini içinde saklıyordu.

Harun Reşid Dönemindeki Nispî Rahatlama

İmam Kâzım (a.s), hicrî 183 senesinde Halife Harun Reşid'in emriyle zehirlenerek şehit edildi. Harun, zehirleme ve suikast haberinin İslâm toplumunda yayılmasından korkuyordu. Böyle bir ihtimale meydan vermemek için bir plân hazırladı. Ordu komutanlarını, kâtipleri ve kadıları, bir de Haşimoğulları'nı topladı. Sonra İmam'ın (a.s) yüzünü açtı ve "Ona bir suikast düzenlendiğine veya zehirlendiğine dair bir belirti görüyor musunuz?" dedi. "Hayır!" dediler.

Sindi b. şahik, fakihleri ve Bağdat'ın ileri gelenlerini içeri aldı. İmam'ın (a.s) naaşını incelesinler diye. Naşa baktılar, bir yara izi veya boğularak öldürüldüğünü gösteren bir işaret tespit edemediler. Sonra İmam'ın (a.s) eceliyle öldüğüne onları şahit tuttu. Onlar da buna şahitlik ettiler. İmam Kâzım'ın (a.s) mübarek naaşı çıkarıldı, Bağdat'ta bir köprünün üzerine konuldu. Bir münadi şöyle seslendi: "Bu, Musa b. Cafer'dir. Eceliyle ölmüştür. Ona bakın."

Vesveseler, Harun Reşid'in içini yiyip bitiriyordu. Ortamın, saltanatını tehdit eden geniş tabanlı bir halk hareketi şeklinde patlamasından endişe ediyordu. Bir önlem olarak ve de halkın intikam duygularını ortadan kaldırmak, tepkileri bertaraf etmek maksadıyla İmam Rıza'nın (a.s) ve ailesinin etrafındaki kuşatmayı gevşetti. İmam'a (a.s) karşı şiddet içeren herhangi bir uygulama başlatmadı. Onu öldürmesini isteyenlerin bu önerilerine olumlu karşılık vermedi. Nitekim bunu, İsa b. Cafer'e karşı sergilediği tavrında da gözlemleyebiliriz. İsa, Harun'a şöyle demişti: "Ebu Talib ailesi hakkında ettiğin yemini hatırla. Musa'dan sonra imamlık iddiasında bulunan biri çıkarsa, mutlaka boynunu vuracağına yemin etmişsin. İşte oğlu Ali imamlık iddiasında bulunuyor. Babası hakkında söylenenler onun hakkında da söyleniyor." Harun ona öfkeyle bakmış ve şöyle demişti: "Ne düşünüyorsun? Hepsini öldürmemi mi istiyorsun?!"

Halid b. Yahya el-Bermekî, Harun'u, İmam Rıza'yı (a.s) öldürmeye teşvik ettiğinde Harun şu cevabı vermişti: "Babasına yaptıklarımız yeter. Hepsini öldürmemizi mi istiyorsun?!"


Harun Reşid'in takındığı bu tavır, öncelikle halkın intikam duygularını yatıştırmak istemesinden kaynaklanıyordu. Ayrıca casuslarının çokluğuna, durmaksızın kendisine iletilen jurnallere ve sıkı kontrole rağmen, İmam Rıza (a.s) tarafından yönetimine karşı bir muhalefet tavrını da gözlemleyememişti.

İmameti Fiilen Üstlenmesi

Hicrî 183–187 tarihleri arasına denk gelen dönemde İmam Rıza (a.s) imamlığını ilan etmedi. Medine'de hutbe irat etmek veya genel buluşmalar tertip etmek gibi açıktan bir faaliyet de gerçekleştirmedi. Halka açık genel yerlerde bulunduğuna ilişkin bir kayıt da yoktur.

Harun Reşid, casuslarından aldığı haberlerden, onun olaylardan uzak durduğu sonucunu çıkarıyordu. Bunu aşağıdaki rivayetten de anlamak mümkündür: Ebu'l Hasan Ali b. Musa er-Rıza (a.s) pazara geldi. Bir köpek, bir koç ve bir horoz satın aldı. Harun'un ajanı bunu iletince, Harun şöyle dedi: "Bu, onun tehlikesinden emin olduğumuz anlamına gelir."

Harun, gizli ajanlarının dışındaki kanallardan gelen ihbarlara itibar etmiyordu. Zübeyr b. Avvam'ın torunlarından birinin kendisine ilettiği şu haber gibi: "Rıza, kapısını açmış ve insanları kendisine tâbi olmaya çağırıyor." Bu haber ulaştığında Harun şu tepkiyi göstermişti: "Bu adama hayret ediyorum! Ali b. Musa'nın bir köpek, bir koç ve bir horoz satın aldığını yazıyor. Sonra da hakkında böyle şeyler yazıyor."

Harun, Zübeyrî'nin sözlerini dikkate almıyor ve İmam Rıza'yı (a.s) kendi hâline bırakıyordu. Ta ki İmam Musa Kâzım'ın (a.s) şehit edilmesinin üzerinden dört sene geçti ve İmam Rıza (a.s) babasının vasiyeti uyarınca -nitekim daha önce buna işaret etmiştik- bu görevi üstlendiğini açıkça duyurdu. Yıl hicrî 187. Bu, aynı zamanda Harun'un Bermekîleri öldürdüğü senedir de.

Bermekîlerin öldürülmesi, siyasal sistemin karışmasında büyük rol oynadı. çünkü Bermekîler yönetimin belkemiğini oluşturuyorlardı. Yönetimin en güçlü dayanağı onlardı. Onların öldürülmeleriyle İmam Rıza (a.s) aleyhindeki jurnaller son buldu, en azından büyük ölçüde azaldı. Ehlibeyt mensuplarının öldürülmesini en çok onlar teşvik ederlerdi çünkü. Bu koşullar, İmam'ın (a.s) fiilen imam olduğunu ilan etmesine yardım etti. Görevi fiilen üstlenirken, Halife Harun'un kendisini hapse atamayacağından veya öldürmeyeceğinden emindi. Nitekim bazı arkadaşları, imamlığını ilan etmesinden dolayı onu uyarmış ve şöyle demişlerdi: "Büyük bir işi açığa vurdun. Biz, bu tağutun sana bir şey yapmasından endişe ediyoruz." İmam onlara şu karşılığı vermişti:

Elinden gelen her şeyi yapacaktır; ama benim aleyhime hiçbir şey yapamaz.

Başka bir münasebetle de arkadaşlarına şunları söylemişti: Harun, vücudumdaki herhangi bir yeri tırmalasa bile, bilin ki ben yalancıyım.

İmam Rıza'nın (a.s) fiilen imam olduğunu ilan etmesi, siyasal bir muhalefet anlamına gelmiyordu. İmam (a.s), yıkıcı fikir ve inançlara karşı savaşmak üzere imamlığını açıklamıştı. İnanç ve şeriat alanında saf, katışıksız İslâmî düşünceyi yaymaya özel bir önem veriyordu. İktidarına yönelik siyasal bir muhalefet söz konusu olmadıkça, bu, Harun'u ilgilendirmiyordu. Bu nispî rahatlığı sağlayan unsurlardan biri de, Harun'un önce Rey şehrine (hicrî 189), sonra Horasan'a (hicrî 192) gitmesi ve ardından ölmesiydi (hicrî 193).

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler