21 Eylül 2021 Salı Saat:
08:47
25-08-2021
  

İmam Zeynelabidin ve Kur'an-ı Kerim

Allah'ım, hiç kuşkusuz, ben senin yardımınla kitabını hatmetmeye muvaffak oldum...

Facebook da Paylaş

 

 


 

Ehlader Araştırma Bölümü

 

 

Üstat Murtaza Turabi

 

İmam Zeynelabidin (a.s) Kurân'ı hatmettiği zaman okuduğu duada, Kurân-ı Kerim'in yüceliğinin çeşitli boyutlarına değinmiştir. Bu duanın bazı bölümlerini Kurân-ı Kerim'in yüceliği hakkında önem arzetmesi nedeniyle naklediyoruz:

"Allah'ım, hiç kuşkusuz, ben senin yardımınla kitabını hatmetmeye muvaffak oldum. Sen onu, bir nur olarak indirdin; daha önce indirmiş olduğun kitapların koruyucusu, denetleyicisi, anlatmış olduğun tüm sözlerin en üstünü kıldın. Onu, helalini haramından ayıran bir Furkan, hükümlerini ve yasalarını açıklayan bir Kurân, kulların için ayetlerini açıkladığın bir Kitap ve peygamberin Muhammed'e (s.a.a) indirdiğin bir vahiy olarak niteledin. Onu, dalâlet ve cehalet karanlıklarında, uyanlarına yolu aydınlatan nur; doğrulama anlayışıyla dinleyenler için şifa; dili asla haktan ayrılmayan adalet ölçüsü; tanıklar için kanıtı sönmeyen hidayet nuru ve yolunu izleyenleri sapmaya karşı koruyan, koruması altına girenleri helak olmaktan kurtaran kurtuluş bayrağı kıldın." [1]

İmam Zeynelabidin (a.s) bu duada Kurân-ı Kerim'in bilimsel kapsamlılığına işaret ettikten sonra onu hidayet ve yasama kaynağı, helal ile haramın açıklayıcısı olarak tanıtmaktadır.

Açıktır ki, insanın doğru bir marifet ve o marifet üzere ve insanın yaratılış hedefiyle uyum içerisinde olan bir programa uymadan kurtuluşa ermesi imkânsızdır. İmam Zeynelabidin’in buyruğuna göre, insanın kurtuluşa ermesi için ihtiyaç duyduğu her iki unsura (doğru marifete sahip olma ve iyi ameller yapmak) sahip olması gerekmektedir. İşte bu nedenle şöyle buyurmaktadır:

 

"Onu, dalâlet ve cehalet karanlıklarında, uyanlarına yolu aydınlatan nur; doğrulama anlayışıyla dinleyenler için şifa; dili asla haktan ayrılmayan adalet ölçüsü… kıldın."

İmam Zeynelabidin (a.s) duanın sonraki bölümünde Kur’ân okumanın, insanın Allah Teâlâ'nın yardımı ile elde ettiği özel bir nimet olduğunu ve bu nimetin şükrünü yerine getirmeye muvaffak olmayı da Allah’tan istenmesi gerektiğini hatırlatarak şöyle buyurmaktadır:

"Allah'ım, onu tilavet etmekte bize yardım ettiğin, güzel ibarelerini söyleyebilmek için dilimizin düğümlerini çözdüğün gibi, bizi ona hakkıyla riayet eden, muhkem ayetlerine teslimiyet inancıyla onu din edinen, açık ayetlerle açıklanması gereken müteşâbih ayetleri ikrar ve kabul edenlerden kıl." [2]

İmam Zeynelabidin (a.s) daha sonra vahiy alan Hz. Muhammed’in (s.a.a) ve onun ilimlerinin taşıyıcılarının yüceliğine işaret ederek şöyle buyurmaktadır:

"Allah'ım, sen onu mücmel (kapalı) olarak peygamberin Muhammed'e (s.a.a) indirdin; acâibinin (hayret edilecek şeylerinin) bilgisini tamamıyla ona ilham ettin; tefsirinin bilgisini miras olarak bize (Ehl-i Beyt) verdin; böylece bizi, onun bilgisine cahil olanlardan üstün kıldın ve bize onu taşıma gücünü vererek taşımaya güç yetiremeyenlerin üstüne çıkardın."

İmam (a.s) konuşmasının bu bölümünde Allah Resulü’nün (s.a.a) Kurân'ı vahiy kanalıyla ve onunla ilgili ilimleri ise ilham yoluyla aldığına ve daha sonra bu ilimlerin Ehl-i Beyt’e intikal ettiğine işaret etmektedir.

İmam’ın (a.s) bu buyruğundan, Kur’ân-ı Kerim’in zahirî öğretilerinin dışında bâtınında da sadece Allah Resulü (s.a.a) ve Ehl-i Beyt İmamları gibi belli başlı kişilerin bildiği bir takım ilimlerin bulunduğu ve bunun da onların diğerlerinden üstünlük kaynağı olduğu anlaşılmaktadır.

Ve yine bundan anlaşılıyor ki, Kur’ân-ı Kerim öyle bir yüceliğe sahiptir ki, ona yalnız Allah tarafından gönderilen melek aracılığı ile Allah Resulü (s.a.a) muhataptır ve ondan başka kimse bu şerefe ulaşamamıştır. Peygamber Efendimizden (s.a.a) sonra da Kurân-ı Kerim'in ilim hazinesine sahip olanlar, sadece Efendimizin Ehl-i Beyt’idir; onlardan başka kimse bu ilimlerden haberdar değildir ve bu da, hem Kur’ân-ı Kerim’in ve hem de Allah Resulü (s.a.a) ve Ehl-i Beyt'inin makamının yüceliğini göstermektedir.

İmam (a.s), buyruğunun bu bölümün devamında, Allah Teâlâ'dan Kurân-ı Kerim'in vahiy edildiğine dair yakin etmeyi ve ona sarılmayı dilemektedir; çünkü Kurân-ı Kerim'in vahiy edildiğine yakin etmeden onun öğretilerinden tam olarak yararlanmak ve onun bereketlerinden istifade etmek imkânsızdır. İmam (a.s) şöyle buyurmaktadır:

"Allah'ım, kalplerimizi onun taşıyıcıları kıldığın, rahmetinle bizi onun yüceliği ve üstünlüğüyle tanıştırdığın gibi, onunla (insanlara) hitap eden Muhammed'e ve onun bekçileri olan Ehl-i Beyt'ine salât eyle ve bizleri, onun senin katından olduğunu itiraf edenlerden et ki, onu doğrulamakta kuşkuyla karşılaşmayalım, onun doğru yolundan sapmayalım.

Allah'ım, Muhammed ve Ehl-i Beyt’ine salât eyle ve bizi onun (Kurân'ın) ipine sarılanlardan, müteşâbihlerinden sağlam kalesine sığınanlardan, kanadının gölgesinde oturanlardan, sabahının aydınlığıyla yolu bulanlardan, ışığının parıldamasına uyanlardan, lambasıyla aydınlananlardan ve hidayeti ondan başkasında aramayanlardan eyle."
[3]

Sonraki bölümde, Kurân-ı Kerim'in insanı eğitme, günahın çirkefliklerinden kurtarma ve onun ahlakî güzelliklerle süslenmesi konusunda mucizevî etkilerine değinerek şöyle buyurmaktadır:

"Allah'ım, insanları sana doğru yöneltmek için Kur’ân vasıtasıyla Muhammed'i bir bayrak olarak diktiğin, âline de sana götüren hoşnutluk yollarını bildirdiğin gibi, Muhammed ve âline salât eyle ve Kur’ân'ı bizler için saygınlık menzillerinin en şereflisine ulaşma vesilesi, selâmet mahalline yükselme merdiveni, kıyamet sahnesinde kurtuluş sebebi ve ebediyet yurdunun nimetlerine kavuşma aracı kıl.

Allah'ım, Muhammed ve âline salât eyle ve Kur’ân vasıtasıyla günahların ağırlığını üzerimizden indir; iyilerin güzel huylarını bize ver; bizi gece saatlerinde ve gündüzün uçlarında senin rızanı kazanmak için onu (Kurân'ı) ayakta tutanları izlemeye muvaffak eyle. Böylece bizi, onun temizlemesiyle tüm pisliklerden temizle; nuruyla aydınlanan ve arzulara kapılmayarak amelden geri kalmayanlardan eyle.

Allah'ım, Muhammed ve âline salât eyle ve gecelerin karanlıklarında Kur’ân'ı bize munis kıl. Onunla bizi, şeytanın dürtmelerinden, vesveselerin itmelerinden koru; adımlarımızı günahlara doğru atılmaktan engelle; dilimizi batıla dalmaktan önle; uzuvlarımızı günah işlemekten menet ve gafletin dürdüğü ibret sayfalarını aç. Böylece bizi, sarp ve köklü dağların bile taşıyamadıkları acâibini (ilginç gerçeklerini) ve (insanları kötülüklerden) menedici kıssalarını anlamaya muvaffak eyle.

Allah'ım, Muhammed ve âline salât eyle ve Kur’ân'la dışımızın iyi görünümünü sürekli kıl; vesveselerin içimizin sağlığını bozmasına engel ol; kalplerimizin kirini ve günahlara bağlılığımızı gider; dağınık işlerimizi bir araya topla; her şeyin sana sunulduğu mahşerde, günün en sıcak saatlerinin susuzluğunu bizden gider ve büyük korku (kıyamet) günü kabirlerden çıkarıldığımız zaman güven elbiselerini bize giydir."
[4]

Bu anlamlı cümlelerden her biri, Kurân-ı Kerim'in insanın eğitimi ve nefsini arındırmasındaki mucizevî etkilerine işaret etmektedir ve genel olarak Kurân-ı Kerim'in insan-ı kâmil yetiştirmek için tüm yönlü bir program olduğunu, insanın hem geçmiş yanlışlıklarını tekrarlamasını önlediğini ve hem de söz ve davranışlarında çirkinliklerden uzaklaştırarak ona melekler âlemine uçma gücü verdiğini açıklamaktadır.

İmam (a.s) daha sonra Kur’ân-ı Kerim’in diğer bazı etki ve bereketlerine değinerek şöyle buyurmaktadır:

"Allah'ım, Muhammed ve âline salât eyle ve Kur’ân ile yoksulluğumuzu gider; rızkımızı bol et ve bizleri refaha kavuştur. Onunla bizleri kınanmış huylardan ve kötü ahlaktan kaçındır; küfrün derin kuyusundan ve nifaka yol açan şeylerden koru ki, kıyamette bizleri senin hoşnutluğuna ve cennetlerine götürsün; dünyada gazabından ve sınırlarını aşmaktan korusun ve katındaki helâlleri helâl, haramları haram kabul ettiğimize tanık olsun." [5]

İmam (a.s) bu bölümde Kurân-ı Kerim’in rızkın artmasında, rahat ve güzel bir hayata kavuşmadaki etkisine değinmektedir. İmam (a.s) her ne kadar bunun nasıl elde edileceğine değinmemişse de bunun nedeni şu olabilir: Kur’ân-ı Kerim’e amel etmek insanın yararlı şeyler yapmasına, Allah Teâlâ'nın ona vermiş olduğu nimetlerden ve zamandan iyi yararlanmasına ve yine insanın güzel ahlakla donanmasına neden olur ve bu da insanların güvenini kazanmasına ve yapabileceği işlerde ona müracaat etmelerine yol açar. Ayrıca insanın Kur’ân-ı Kerim ile ünsiyet kurup onun emirlerini yerine getirmesi, Allah Teâlâ’nın özel desteklerinden yararlanmasına neden olur. Kurân-ı Kerim vesilesi ile kazanılan bu şeyler, rızkın artmasına neden olmaktadırlar.

İmam (a.s) daha sonra Kurân-ı Kerim’in manevî etkilerinin önemi nedeniyle, tekrar onu açıklayarak Kur’ân’ın insanı küfür, nifak ve çirkin alışkanlıkların uçurumuna düşmekten koruduğunu bildirmektedir ve sonunda da ölüm, berzah âlemi ve ölümden sonraki hayat gibi insanın ebedî hayatının zor aşamalarından geçerken Kur’ân-ı Kerim’in insanla birlikteliğine değinmektedir. İmam (a.s) bu konuda şöyle buyurmaktadır:

"Allah'ım! Muhammed ve âline salât eyle ve ölüm vaktinde, canlar köprücük kemiğine dayandığı, "kimdir kurtarıcı?" denildiği, ölüm meleği canları almak için gayb perdelerinin arkasından çıkıp ölüm yayından ayrılık oklarını fırlattığı, canlara tatmaları için anında öldüren ölüm zehrinden bir kadeh sunduğu, ahirete göçmemiz yaklaşıp amellerimiz boyunlarımıza bağlandığı ve buluşma günü gelip çatıncaya kadar kabirlere sığınmaktan başka çare kalmadığı zaman Kurân'la, can verme üzüntüsünü, inleme zorluğunu ve can çekişme hırıldamalarını bizlere kolaylaştır." [6]


 

 

 


[1]- Sahife-i Seccadiyye, İmam Zeynelabidin (a.s), Kur’ân’ı hatmederken.

[2]- Sahife-i Seccadiye, İmam Zeynelabidin (a.s), Kur’ân’ı hatmederken.

[3]- age.

[4]- age.

[5]- age.

[6]- Sahife-i Seccadiye, 42. dua.

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler