Müçtehitlerimizin İtibarsızlaştırılması

.
.

Bismillahirrahmanirrahim

Müçtehitlerimizi Halkın Gözünde İtibarsızlaştırma Söylemleri!

Din diyanet ehli tanınan veya din anlatanlar kendilerini ıslah etmedikleri takdirde halkın içinde ve halkın gözünde din alanında hizmet edenleri ve hatta müçtehidi bile harcamaktan geri kalmazlar. Kendilerini dindar, takvalı, en bilge insanmış gibi gösterip tevazu ayaklarına yatarlar ama gerçekte şarlatandırlar. Böyleleri bu tür şeyleri halkın cahilliğinden yararlanarak yaparlar.

Merhum Mirzâ Kummî Kerbela'da tahsilini tamamladıktan sonra kendi doğum yeri olan Çapluk bölgesine geldi ve Kal’e Bâbu köyüne yerleşti. O köyde dinî meselelerin, inanç konularının tebliğine başladı.

O köyde âlimlik yapan iki molla vardı. Birinin adı Molla Sebz Ali diğerinin adı ise Molla Şah Murad idi. Onlar Mirzâ Kummî'nin güzel tebliğ çalışmalarını kıskanmaya başladılar. Bunun için Mirzâ Kummî'yi köyden uzaklaştırmanın yollarına başvurdular ve onunla uğraşmaya, onun hakkında her oturdukları yerde asılsız şeyleri konuşmaya başladılar.

Bir gün şeytanî hedefleri doğrultusunda Mirzâ’nın bir şey bilmediğini ve kendilerinin ondan daha âlim olduğunu halka ispat etmek için köy halkının tamamının bulunduğu bir mecliste mollalardan birisi Mirzâ Kummî'ye şöyle dedi; Bize yılan yazabilir misin? Onun şeytanî niyetinden haberdar olmayan Kummî eline kalem ve kâğıt alarak, kâğıda yılan yazdı.

Molla halkın içinde; ‘yılan bu mudur!?’ dedi. Sonra kendisi eline kalemi alarak kâğıt üzerine yılanın resmini çizdi. Sonra kendi çizdiği ile Mirzâ Kummî'nin yazdığını halka göstererek şöyle dedi; ‘Millet! İman ve vicdanınızla söyleyiniz; Mirzâ'nın yazdığı mı yılandır yoksa benim yazdığım mı?’

Halkın tamamının okuma yazma bilmediğinden Molla Sebz Ali'nin yazdığının yılan olduğunu ve Mirzâ Kummî'nin yazdığının yılana hiç benzemediğini söylediler.

Bu esnada halkın cehaletin faydalanan Molla Sebz Ali şöyle dedi; ‘Görüldüğü üzere benim bilgim var, ben daha bilgiliyim ama Mirzâ'nın ilmi/bilgisi yok!.’ Bu söze halk tamamen inandı.

Mirzâ Kummî halkın cehaletinden, kıymet bilmemesinden, âlime ve ilme değer vermemelerinden dolayı çok müteessir oldu ve o köyü terk ederek Kum şehrine gitti. Kum şehrinde talebelere ders vermeye başladı. Yavaş yavaş tanınmaya ve kısa zaman sonra ise âlimler ve talebeler onun dersine katılarak ondan ilim öğrenmeye başladılar.[1]

Din anlatanlar nefis tezkiyesi yapmazlarsa zamanla şarlatana dönüşürler, çıkarları ve gayeleri ile uyuşmayanları, kıskandıkları âlimleri hatta müçtehitleri bile itibarsızlaştırmak için her türlü yola başvururlar ve söylemlerini din adına yaparlar.

Tarih bu kötü karakteri bizlere aktarmaktadır. Örneğin İran Şahı döneminde Merhum Fazlullah Nurî’nin idam fetvasını veren kendisini ıslah etmemiş ve halk içerisinde âlim unvanı ile bilinen İbrahim Zencânî adında birisidir. Bizlerin bu kötü karakterlerden ders ve ibret almamız gerekir.

Bizler fakihlerimiz/müçtehitlerimiz hakkında Ehl-i Beyt İmamlarının şu buyruklarını kendimize pusula görmeliyiz:

- İmam Muhammed Bakır (aleyhisselam) Âbân b. Tağlib'e şöyle buyurmuştur;

"Medine Mescidi’nde oturarak halka fetva ver, çünkü ben senin gibilerini Şiilerim arasında görmeyi severim."

- Hz. Mehdi (Allah zuhurunu acil etsin) İshak b. Yakub'a ünlü ve şerif ‘tevki’sinde -genel bir kaide olarak- şöyle buyurmuştur:

"Karşılaştığınız olay ve hadiselerde bizim hadislerimizi rivayet eden ravilere (fakihlere) başvurunuz, zira onlar benim sizin üzerinize olan hüccetlerim ve ben de onlar üzerinde Allah'ın hüccetiyim."

Selam ve dua ile

- - - - - - - - - -


[1] Zendegi-yi Vehid-i Behbehânî