21 Haziran 2021 Pazartesi Saat:
15:26
17-05-2021
  

Seyyid Abbas Musevî'nin Dilinden Direniş Cephesi

Lübnan İslamî direnişi Hizbullah’ın kurucu lideri Şehid Seyyid Abbas Musâvî (1952-1992)

Facebook da Paylaş

 

 

 

 

 


Ehlader Araştırma Bölümü

 

"İsrail ilk defa Filistin'e, Golan'a, Ürdün ırmağının batı sınırına ve Gazze şeridine girdiğinde ve Kudüs-ü Şerif'e ayak bastığında, karşısında onu endişelendirecek veya rahatsız edecek hiç kimseyi bulamamıştı; bu bölgelere asayiş ve güven içinde yerleşti ama Lübnan'da, halkın İslami var oluşunun karşısında, ayağının altındaki yeri sallanır halde buldu, çünkü Lübnan'ın güneyinde, sadece gençler girmedi savaşa, kadınlar ve çocuklar da ona katıldılar.

 

Bizim mücahit çocuklarımızdan biri, bir portakalı beyaz bir kâğıda sarıyor ve yaya olarak devriye gezen İsrailli gezici ekibi görür görmez o portakalı onlara doğru fırlatıyor, askerler hemen yere yatıyor ve askeri bilirkişi gelene kadar da başlarını kaldırmıyorlar, zira onlar üzerlerine fırlatılan şeyin bir bomba olduğunu ve her an patlayabileceğini düşünüyorlardı. Bilahare askeri uzman onlara güvence verdikten sonra, portakalın etrafındaki o kâğıtta şu ibareyi okudular:

 

“Sizin bombalarınız bizi korkutmuyor; ama bizim portakalımız sizi dehşete düşürüyor."

 

Vahdet haftası; Trablus, 7.12.1984

 

"Ben tüm dünyalıların karşısında, uluslararası merkezlere ve Birleşmiş Milletler kurumuna seslenerek diyorum ki benim silahlı bir şekilde vatanımı savunmaya hakkım var; hatta bu kirlenmiş merkezlerin maddeleri ve beyannamelerinde yazılıdır ki eğer biri, başkasının vatanına girerse saldırıya uğrayan taraf silahla ülkesini savunabilir, bunun için, silah taşıdığım zaman ve İsraillileri Sur'da öldürdüğümde, hak benden yanadır, çünkü ben İsrailliyi İsrail'de öldürmedim, bilakis onu Lübnan toprağının üzerinde öldürdüm, ama onunla siyasi diyaloga girdiğim zaman, İsrail tarafı oyun ve hileye başvurabilir ve ben böyle bir sahnede dünya kamuoyunun gözü önünde günahkâr sayılırım ve İsrail günahsız ve her türlü suç ve cinayetten uzak görünür."

 

Ba'lbek şehri cuma namazı hutbesi; 21.12.1984

 

"Lübnan'da geçirdiğimiz tek güzel dönem; İsrail, Amerika ve Fransa ile mücadele dönemiydi. Siz eğer İsrail, Amerika ve Fransa'ya karşı mücadelede verilen şehitleri saymak isterseniz şu istatistiklere ulaşırsınız: İki şehit! Evet, sadece iki şehit Amerika ve Fransa'yı dışarı atmaya yetti. Bu, şehitlerin kanının meyvesidir. Eğer Cebel-i Amil ve batı Beka'daki şehit kabirlerini sayarsak bu büyük feyze ulaşan kişilerin sayısının 100′den az olduğunu görürüz. Yani 100′den az şehit, İsrail'i Lübnan'dan çıkarabilmiş ama bazı yerlerde 100.000 şehitle bile hiçbir iş yapılamadığını görüyoruz, bu mukayeseler dikkatle değerlendirilmelidir.

 

Cebel-i Amil köyleri, topraklarına hayır ve bereket ekmek için birbirleriyle rekabet ediyorlardı, acaba hangisi toprağına daha fazla şehit “ekebilirdi”? Bu köyde beş şehit, öbüründe üç şehit “ekildi”, şüphesiz bu iyi ekimin sonuçlarını görüyorsunuz. Siz, utanç ve kötü isimden başka hiçbir şeye sahip olmamış köylerden de geçebilirsiniz, görünüşte sağlam ve düzgün bir köydür orası, ne bir evi yıkılmıştır ne de havan mermilerinin kovuk açtığı bir cadde görülür; “Peki bu köyün kazanımı neydi?” diye sorduğun zaman, “Bu köy İsrail'e 100 tane kiralık katil ve casus takdim etmiştir.” diye cevap verirler. Oysa yine öyle köyler vardır ki buralarda insanlar hayır işlerinde ve şehitler takdim etmek için birbirleriyle rekabet etmektedirler."

 

Ba'lbek şehri cuma namazı hutbelesi; 17.5.1985

 

"Tarihimizdeki bir kıvılcımı hatırlamalıyız her zaman; çağdaş tarihimizden, sayesinde her müminin gönlünün şad olduğu ve tüm dünya müminlerinin memnun olduğu bir kıvılcım; o, İsrail'e karşı İslami direniş kıvılcımıdır."

 

Ba'lbek şehri Cuma namazı hutbesi; 14.6.1985

 

"Biz birbirimizle, Allah düşmanlarıyla mücadele yolunda rekabet etmeliyiz ve bundan dolayı her bağlılığı (İslam'a bağlılık dışında) reddediyoruz. Sakın kimse “ben filan tarafa veya filan oluşuma bağlıyım” demesin, hepimiz “bizler İslami direnişin çocuklarıyız”, hepimiz “Hz. Muhammed bin Abdullah’ın (saa) getirdiği bu dinin evlatlarıyız” demeliyiz, evet bu bağlılık her birimize şeref ve izzet bahşedecektir."

 

Lübnanlı şair şehit Rıza'yı anma yıldönümü; 8.2.1986

 

"Kahramanlık ve cesaret destanlarına damgasını vuran İslami direnişin evlatlarına ve mümkün olan en üst derecedeki iman, sadakat ve ihlaslarıyla İsrail'le düşmanlık ve savaş ruhunu yeniden oluşturmak ve o büyük nimetin, yani İsrail'le savaş nimetinin geri döndürülmesi için çaba ve uğraşı gösterenlere takdim olunur:

 

Siz şahitsiniz ki bu günlerde hiç kimse şer ve fitne hakkında konuşmuyor. Ber Aşit, Safi, Secd, Bi'r-i Kilab ve Beni Hayyan dağları bölgesindeki insanların çoğu, izzet ve keramet kaynağımız olan ve izzet ve kerametimizin sırrı ve şer'i göreve bağlılığımızın sembolü olarak kalacak kahramanca operasyonları konuşuyorlar."

 

Sur şehri 12.1.1987

 

"İslami direniş, zorlu bir cihad ve mücadelenin; kahramanlıklarının ve kendi şehitlerinin bereketiyle, bu millet için uzun ve yeni adımlar atabildi. Ürdün nehrinin batısındaki ve Gazze bölgesindeki İslam yiğitleri de, Lübnan İslami direniş mücahitlerinden mücadele dersi aldılar ve onunla amel ettiler."

 

Ba'lbek şehri Cuma namazı hutbelesi; 5.4.1988

 

"İslami direniş bir yol çizdi ve bu İslami direnişin mucizesi idi; Lübnan'ı 1974 yılında tuzağına düştüğü iç savaş fitnesinden kurtaran bir mucize. Ve bunu sadece direniş yapabildi. O, halk için doğru yolu çizdi; bu yolda sokak savaşı, kabile savaşı ve hane içindeki savaş merdud ve haram biliniyordu. Gerçek savaşın bütün tüfek namlularının Amerika ve İsrail'e çevrildiğinde verilebileceğini ilan etti! İslami direnişin bu dönemde verdiği en önemli ders buydu."

 

Ba'lbek şehri Cuma namazı hutbelesi; 29.4.1988

 

"Biz ısrar ediyoruz ki İslami direniş, tüm boyutları ve yönleri; sahip olduğu her şey ile korunsun. Yaptığımız görüşmelerde açık bir şekilde söyledik ki mücahitlerin Lübnan'ın güneyindeki hareketleri tamamen serbest olmalı, özellikle düşmanla temas hatlarında. Bu konuda hiçbir kayıt ve şartı kabul etmiyoruz. Bu konuda ısrar ettik ve sonuçta istediğimiz şey gerçekleşti.

 

Ba'lbek şehri Cuma namazı hutbelesi; 29.4.1988

 

"Bu kahramanlar ve temiz kanları, büyük hedefler için korunmalı; bu ümmet, tüfeklerini doğru tarafa yöneltmediği sürece doğru yönde hareket edemeyecektir. Emperyalist dünyaya bir bakın! Nasıl da bir uçtan diğer uca dek, tüm olanakları ve donanımları ile Müslümanlara baskıyı artırmak için ayakta ve hazırlar!"

 

Burc'el-Beracne şehitlerinin yıldönümü; 3.7.1988

 

"Ben sadece Lübnan'ın muasır tarihini değil geçmişini de incelemenizi bekliyorum, ta ki bu tüfeğin sırrına eresiniz. Acaba tüm Lübnan ve bölge mûstazaflarına bu dönemdeki direnişçi müminlerin sunduğu hizmeti sunmuş bir kavim veya bir grup tanıyor musunuz? Siyonist çizmesinin herkesin başında ağırlık yaptığı, Amerika'nın herkesi köleleştirdiği, İsrail'in denizde, karada ve havada nara attığı ve herkesin zayıflık, hakaret ve zillet duygularına gömüldüğü bir zamanda; birdenbire Allah'a iman eden bir grup ayağa kalkıyor, çirkinliklerle savaşma sorumluluğunu üzerine alıyor ve bu küçük düşmüş ve zayıf toplumu; zayıflık, aşağılık ve zilletten çıkararak kuvvet ve kudretin en yüksek derecelerine çıkarıyor! Böylece, hiçbir yerde yenilgiye uğramayan İsrail, yenilgiyi Lübnan'da tadıyor ve bu mümin grubun etkili darbelerinin sonucu ortaya çıkan, kendi tarihindeki en zilletli kararı almak zorunda kalıyor. Ve bunu, direnişin en büyük hizmeti saymak gerekirken, maalesef, karşılığında dil yarası ve iğneleme dışında bir şey görmüyorlar!"

 

Ba'lbek şehri Cuma namazı hutbesi; 23.12.1988

 

"İslami direniş, Lübnan'ın güneyinde, Siyonist düşmana karşı gerçek zaferler elde etti ve onlar, direnişin herkesin dikkatini çektiğini ve tüm halkın ona bir rüya ve bir ümit olarak baktığını gördüler; biz de direnişin halkı tam bir birliğe ulaştırmasını istiyorduk. Ama düşman, bu rüyanın gün be gün gerçekleşme aşamasına yaklaştığını anladığında buna engel olmaya çalıştı. Bütün ümit kapılarını bize kapatmak istiyorlar ve “Siz iç savaşa devam edin ve içeride birbirinizi öldürün, tüfeklerinizi Siyonistlere doğrultmak sizin göreviniz değil” diyorlardı.

 

Direnişin, İmam Humeyni'nin (r.a) görüşü olduğu konusunda kimsenin şüphesi var mı hala? İsrail'e karşı direniş emrini veren, İslam Devrimi Muhafızlarının Lübnan'a gitmesini buyuran ve onlara şöyle söyleyen bu İmam (ra) değil miydi?: “Gidin ve tüm çabanız, halkı Siyonist düşmana karşı seferber etmek olsun.” Lübnan'a geldiler ve uzmanlık ve liderlik bilgilerini bize aktardılar, ondan sonra da din âlimleri, Müslüman insanlar ve mümin mücahitler olarak, İmam'ın belirlediği bu şer'i görevdeki sorumluluklarımızı omuzlayan bizler olduk. Bu yolda yüzlerce şehit sunduk ve hala da bu yoldayız.

 

Şehit kervanları, birbirlerinin ardı sıra hareket halindedir. Allah'a yemin olsun ki burada, Cebel-i Amil'de üstünde bir şehit düşmemiş tek bir tepe yok ve Cebel-i Amil'de, Hz. İmam’ın (ra) emirlerini yerine getirmek için üzerinde şehit verilmedik bir cadde yok! Bizden bir gece ve gündüz içerisinde, bütün bu kanları unutmamız ve tüm bu kurbanları, fedakârlıkları görmezden gelmemiz isteniyor."

 

Hz. Mesih'in (a.s) doğum günü; 25.12.1988

 

 

"Herkes emin olsun ki hiçbir ülke toprağına tamahımız yoktur, biz sadece direnişin mücahitleri ve savaşçıları olmak istiyoruz; sadece, bu güzel La ilahe illallah kelimesinin yüceliğinin hatırına şehadete ermek için alanın bizler için açık tutulmasını bekliyoruz. Bizim bütün arzu ve hedefimiz budur."

 

Ba'lbek şehri Cuma namazı hutbesi; 20.1.1989

 

 

“Eğer direniş şehitlerinin sayısını, diğer grupların şehitlerinin sayısıyla mukayese edersek bizim şehitlerimizin sayısının, tüm oluşumların, kurum ve partilerin şehitlerinin toplamından daha fazla olduğunu anlarız.”

 

Ba'lbek şehri cuma namazı hutbesi; 20.1.1989

 

 

"Bizden İsrail'le savaşmamamızı istiyorlar, savaş elbisesini üstümüzden çıkarmamızı istiyorlar bizden; bu elbiseyi çıkardığımız zaman herkes bizden razı olacaktır.

 

Konu Hizbullah'ın ya da İslami direnişin İran'la irtibatta olması değildir; bundan dolayı Rafsancani Bey'in bu sözü söylemekteki amacı herkese, meselenin İran'ın meselesi olmadığını; bilakis meselenin, İslami direnişin İslam'ın ilkelerini ve İslam ruhunu benimsemiş ve İmam-ı Asr'a (a.f) itaat etmeyi üstlenmiş olması ve bunlara bağlılığı olduğunu ispatlamaktı.

 

Ba'lbek şehri Cuma namazı hutbesi; 20.1.1989

 

"İslami direnişin bu az sayıdaki mücahit savaşçısı ve kahramanı, muasır dönemde büyük bir mucize meydana getirdiler aniden: İslami direniş, İsrail karşısında muzaffer oldu, bu ülke –İsrail- bölge çapında büyük güçlerden sayılmasını sağlayan tüm olanakları ve donanımıyla, şimdi, ellerinde sadece basit tüfekler bulunan az sayıda ve donanımsız kişiye karşılık veremeyen, yenilmiş ve zelil bir ülkeye dönüşmüştür. Hayret verici ve daha büyük olan mucize şudur ki onlar sadece İsrail'e değil, İsrail'in bölgedeki ve dünyadaki tüm yardımcılarına da üstün geldiler. Onlar dünyanın her tarafından toplanmışlardı; Amerika'dan, İngiltere'den, İtalya'dan ve Fransa'dan geldiler ve beraberlerinde yerli işbirlikçileri de vardı, bütün bunların tacı ve tahtı, İslami direnişin bu az sayıdaki pak, mukaddes ve mümin evlatları karşısında darmadağın oldu gitti."

 

İmam Humeyni'nin Tahran'a dönüşü; 2.2.1990

 

"Biz dünyadaki tüm güçlerden, tüm mûstazaf ve ezilmiş milletlerden -özellikle de Müslümanlardan- ve tüm özgürlükçü hareketlerden, mümkün olan bütün güç ve kuvvetle Amerika'nın karşısında durmalarını istiyoruz. Özellikle Lübnan'daki çatışma sahnelerinde bizimle olan tüm kişiler, daha yakınlarda İsrail'le mücadele için birbiriyle yarışan tüm vatanseverler ve özgürlükçüler, biz onlara diyoruz ki: Bugün neredesiniz? Neden İslami direnişi meydanda yalnız bıraktınız? İslami direniş bugün –derin bir teessüf ile ilan etmek zorundayım ki- yalnız bırakılmıştır; İsrail'le olan savaşımını tek başına sürdürmektedir. Bu yüzden soruyorum ben de: Diğerleri neredeler? Direniş hareketine –hatta sadece sözleriyle de olsa- yardım edecek olan kişiler nereye gittiler? Direnişi bu en zor şartlarında niçin terk ettiler? Acaba biz İsrail'in karşısında durmayı ve onunla savaşmayı, “Amerika rakipsiz ve esaslı bir güce dönüştü” veya “SSCB artık güçlü değil!” gibi bahanelerle terk edebilir miyiz? Acaba bu konu cihattan el çekmeyi bizim için mazur kılabilir mi? Bu sebeple herkese diyorum ki: “Gelin birlik olalım ve İsrail karşısındaki direnişte sorumlu bir şekilde işbirliği içeresinde hareket edelim."

 

Kudüs günü; hicri 1412

 

"İslami direniş hareketi, Lübnan'ın güney bölgelerinin çoğunu İsraillilerin işgalinden kurtarabildi. Direniş hiçbir şehir ve köy arasında ayrım yapmadan ülkenin bütünüyle işgal altında olduğuna ve tümüyle kurtarılması gerektiğine inanıyordu.”

 

Aşura günü; 14.7.1991

 

"İran'da İslami hükümetin kurulmasıyla birlikte Amerika ile mücadele ruhu, tüm ezilen dünya ülkeleri çapında yükselişe geçerek her yerde Amerika'nın menfaatlerini tehdit etmeye başladı. Şimdilerde Amerika tüm heybetini kaybettiğini hissediyor."

 

Ba'lbek'teki 15 Şaban kutlamaları; 24.4.1986

 

"Bizden bazılarının mazeret belirtmesi mümkündür, insan şöyle diyebilir: “Önümde net bir manzara görmüyorum, âlimler ve başvuru makamları yapılması gerekenleri yapıyorlardır” Belki ben de bir süre boyunca mazur idim, ama İmam Humeyni ortaya çıktıktan ve küçüklü büyüklü tüm meseleleri insanlar için ele alarak inceledikten sonra vaziyet değişti tümden. İmam, Lübnan'da halkın zilletini ve küçük düşmüşlüğünü gördüğü zaman, halkın İsrail karşısında boyun eğdiğine ve yenilgi üstüne yenilgi aldığına tanıklık ettiğinde onlardan düşman karşısında mevzi tutmalarını istedi. Onlara “Kendi gücünüzle ayağa kalkın ve Siyonist düşmanla her yerde mücadele edin” dedi. İmam açık ve net olarak şöyle buyuruyordu: “Müslümanlar! Siyonist düşman ile karşılaşmak için tırnaklarınız kesici aletlere dönüşsün, düşman karşısında boyun eğmeyin ve mümkün olan en yüksek kararlılıkla onunla savaşın.” Evet, halk başka bir vadide gidiyordu, İmam ise başka bir vadideydi."

 

Ba'lbek şehri Cuma namazı hutbesi; 27.6.1986

 

"Kimsenin bizden Allah yolunda direnişe devam etmekten başka bir beklentisi olmasın; bu, bizim yolumuzdur. Bu, bizim ahiretimizdir; bu, bizim kıyamet gününde Ali ve Ali'nin evlatlarına (as) sunacağımız şeydir; Gadir-i Hum'a vefakârlığın en küçük tezahürü ve İmam Humeyni'ye olan bağlılığımızın en küçük nişanesidir bu. Bu, komutanımız ve rehberimiz olan Ayetullah Hamaneî'ye biatımızın ve disiplinimizin en küçük göstergesidir. Direniş, dünya ve ahiretteki izzetimizdir."

 

Gadir-i Hum bayramı; 5.7.1991

 

"Allah-u Tebarek ve Teâla, Siyonist düşmanla mücadelenin ilk hattında bulunmamızı bize nasip etmiştir. Elbette bunlar karşısında direniş, nimetin ta kendisidir; bu nimetten faydalanmalı ve bu büyük fırsatı ganimet sayarak Allah'tan bize de bu topraklar üzerinde şehit olmayı nasip etmesini ve Allah düşmanlarıyla mücadele lütfunu inayet buyurmasını istemeliyiz."

 

Aşura günü; 3.8.1987

 

"Mücadeleci ve mücahit gençler! Biliniz ki hepimiz; âlimlerin ve Müslümanların tümü sizin hedeflerinizi koruyacağız. Fikirlerinizi ve cihadınızı kararlılıkla savunuyoruz. Mücahitler ve halk esas hedefler, ilkeler ve cihatla ilgili ortak bir noktaya ulaştıklarında bu ümmetin bayrağı da dalgalanmaya başlayacaktır."

 

Ba'lbek Cuma namazı hutbesi; 20.1.1989

 

"İki çok önemli konuyu hatırlamamız yerinde olur, biri suç ve cinayet; çeşitleri ve sebepleri, diğeriyse onlara karşı koyma yolu. Bu konuları değerlendirmeli ve kökenlerine inmeliyiz, biz Müslüman ve Allah-u Teâla’ya iman ile bağlı kişiler olarak bu canice operasyonları nasıl durdurabileceğimizi bulmalıyız. Elbette suç ve cinayet insanlar arasında yeni bir şey değil, ne zaman kafirler hâkim olur, ne zaman başıboş, ilahi ahitlere bağlı olmayan kişiler hükmederlerse Allah'ın kullarına zulmeder ve günahsız insanları perişan ederler. Kuran-ı Kerim, Firavun'un cürüm ve cinayetle dolu hikâyesini bize anlatıyor, o kadar ki çocukları boğazlamaya ve başlarını kesmeye kadar vardırmıştı işi. Rum, Yunan ve Osmanlı toplumlarında –hükümet yöntemlerini dikkate almaksızın baktığımızda- dindar olmayan kişilerin hükümete geçtiklerinde zulüm ve zorbalığın arttığını görüyoruz ve bu durum suç ve cinayetin en gelişmiş yöntemlerinin dünya mustazaflarına reva görüldüğü çağımıza varıncaya kadar sürmüştür. Bu noktada, Vietnamlı vatandaşın başını kestikten sonra, çok soğukkanlı bir şekilde onu eline alarak yürüyen Amerikalı askeri görüyorsun, kadınlar ve çocuklar karşısında işlenen bu türden cinayetlere dünyanın her yerinde rastlamak mümkün. Afganlılara karşı ne yaptılar? Sabra ve Şatilla'da ne cinayetler işlediler, Irak'ın başına ne işler açtılar? Bu cinayetlerin hepsinde Amerika doğrudan rol almıştır.”

 

Ba'lbek'teki cuma namazı hutbesi; 29.4.1982

 

"Kutsal Kudüs'ümüzü işgal etmiş olan bu Yahudiler ve ülkemiz Lübnan üzerinde hâkimiyet kuran Maruniler kimlerdir? Toplu ve kısa bir bakış, bizi Yahudi kimliğiyle tanıştırıyor, onlar bu milletin yeminli düşmanlarıdırlar; onlar itikadi ve tarihi düşmanlarımız, bu halka karşı adavetin sembolü olan kişilerdirler. Tek kelimeyle bunlar, Yahudilerdir."

 

Kudüs günü; 5.5.1985

 

"Hizbullah'ın kıyamı, İran'dan sonra ikinci adım sayılan bir mucize gerçekleştirdi, sömürgenlerin tüm emellerini darmadağın etti, ayrıca bu tecrübe işgal altındaki Filistin'de başka bir öncü deneyime yol açtı; bu, benzeri olmayan intifada hadisesidir. Siz bu çocuk, kadın ve erkeklerin, taş fırlatma şeklindeki bir mücadeleyi 23. ayına dek sürdürebilmelerini nasıl açıklayabilirsiniz? Bu intifada, Lübnan İslami direniş hareketinin bir ürünüdür, bu direniş, İslam dünyası sathında bir bilgilenme ve uyanışa yol açmıştır."

 

Peygamber-i Ekrem'in doğum günü; 20.10.1989

 

"Mehdevi İslam ile global küfür ve şirk arasındaki asıl çatışmalardan biri de Yahudilik ve Siyonizm karşısında verilen savaştır şüphesiz. Lübnan'daki İslami direnişle Filistin'deki İslami intifada bu hareketin başlangıcıdır. İslami direnişin ve Filistin halk intifadasının kazanımı olarak açığa çıkan düşmanla savaşım ruhu sadece başlangıçtır. Bundan dolayı, bu bağlamda her Müslüman insanın açık ve net bir şer'i sorumluluğu olduğunu söylüyoruz. Her Müslüman, İmam Hüseyin (as)'in inkılabı ve İmam Hüseyin (as)'in inkılabının getirilerine karşı nasıl aşk besliyorsa, kendisine burada da sormalıdır: Bizler İmam Mehdi (af)'nin kıyamının hazırlayıcı etkenlerinden biri olan İslami direniş hareketini nasıl koruyabiliriz? Etrafımızda olup bitenler karşısında şer'i mesuliyetlerimizi tanımak zorundayız."

 

Aşura konuşması; 6 Muharrem 1411

 

"Müslüman milletlere bizim son tavsiyemiz – bu aynı zamanda kendimize yaptığımız tavsiyedir- sorumluluk hissine sahip olmaları, kendilerini tüm İslami ve devrimci hareketler ve Filistin'deki halk intifadasıyla ahdetmiş saymaları ve İsrail karşısında verilen direniş ve mücadeleyi desteklemeleridir. Biz, aramızda hiçbir uyum ve işbirliği olmamasına rağmen, düşmanlarımızın işgal altındaki Filistin'de intifadaya karşı birlik oldukları gibi Lübnan'da da bize karşı yekvücut olduklarını görüyoruz. Bu konunun ispatı için Lübnan'daki İslami direniş ve Filistin intifadasına karşı verilen namertçe propaganda savaşına işaret etmemiz yeterlidir, bu saldırı İslami Direnişi terörist bir hareket olarak yaftalamalarına dek vardı; ülkelerini savunan, kendi topraklarında Yahudiler ve Amerikalılar tarafından öldürülmekle tehdit edilen insanların hareketini."

 

Tahran İslam Konferansı; 1990

 

"İsrail'e karşı duruşun, savaş ve direnişin üssü olan Lübnan'ın birdenbire savaş ve çatışma sahnesinden uzak olmasına karar veriyorlar. Diyorlar ki: “Lübnan'ı yalnız bırakın; etrafıyla olan ilişkisi dikkate alınmadan Lübnan'ı Filistin meselesinden ayrı tutmak gerek.” İsrail tehlikesini Lübnan'dan uzak tutmamız mümkün mü peki? Lübnan yeniden yapılanıyor ve askeri gücü bir düzene kavuşuyor ve bizden hemen İsrailli düşmanın bizle hiç ilgisi olmadığını kabul edip varlığına tahammül göstermemiz isteniyor. Sahi İsrail'le aramızdaki mesafe havadan ne kadar ki? Bizim hava sahamız tüm yönlerden, İsrail nüfuzuna ve saldırısına açıktır. Bizimle, düşmanın sınır şeridi arasındaki mesafe ne kadardır? Benden Lübnan'ın İsrail tehlikesinden amanda olduğuna inanmamı isteniyor, hem de düşman her gün açık bir şekilde, “Ben bölgede büyük İsrail devletini ve ülkesini inşa etmek istiyorum.” diye ilan ederken."

 

İmam Humeyni'nin vefat yıldönümü; 4.6.1991

 

"Açık olarak size söyleyeyim, eğer her birimiz bu aşamada dirençli birer savaşçıya dönüşmezsek, emin olun ki Ehl-i Kufe cephesinde yer alacağız. Ya Hüseyniler'den olmalıyız ya Kufeliler'den, üçüncü bir yol yok! Bu yüzden düşman her birimizin Hüseyni olduğunu hesaba katmalıdır. Ve hepiniz, vicdan ve idrakinizin derinliğinde şu konuya inanmalısınız ki Hüseyni inkılabı, her evde, her köşede, her mevzi, mescit ve Hüseyniye'de, her zaman ve mekânda yenilemeliyiz; yoksa Allah'a yemin ederim ki kıyamet gününde, Eba Abdullah el-Hüseyin (as) karşısında vaziyetimiz güç olacaktır."

 

Aşura günü; 6 Muharrem 1411

 

"İsrail'le savaşmak üzerimize farzdır, ta ki böylece onu zamanın sayfasından silip yok edebilelim. Bu, ümmetin imamının, büyük Humeyni'nin tavsiye etmiş olduğu şeydir. Bu, insanın uygulamakla yükümlü olduğu şer'i bir vazifedir. Bu, mümin insanın kendi içinde halletmesi gereken bir konudur. İslam ümmeti, bölgenin ve dünyanın asıl sorunu olan İsrail meselesi hakkında birbirleriyle tartışmalı ve diyalog içeresinde olmalıdır. Maalesef, İslam ümmeti, şu anda bu konunun yanından umursamazlıkla geçip gidiyor. Bu konu bilinçli bir inceleme ile ele alınmalıdır; yani konu İslam ümmetine açıldığında meseleye hiçbir şekilde bir avuç sayı, rakam, slogan ve başlığın sınırlı çerçevesinden bakılmasın.”

 

Seyyid Musa Sadr'ın kaçırılma yıldönümü; 31.8.1989

 

"Ben açık olarak size söyleyeyim ki bizden başka herkesin açık ve net bir görüşü, programı var. Ben şu meseleyi açıkça söylüyorum ve size delil gösteriyorum, acaba Yahudiler'den daha çok avarelik, yoldan çıkmışlık ve Allah'tan uzaklık içinde olan bir kavmi tasavvur edebiliyor musunuz? Şüphesiz ki onların böyle bir vaziyeti var; ama bu kavim, kendi yolunu iyi tanıyor, planını çizmiştir ve buna uygun olarak hareket etmektedir. Onlar, ilk günden dediler ki: “Biz ne pahasına olursa olsun Filistin'i istiyoruz” ve bu hedeflerine ulaşmaya dönük plan ve program yaptılar, dünyadaki tüm olanaklarını bu amaçlarına varmak için seferber ettiler, acaba siz İsrail'in yapılanmasında katkısı olmayan bir Yahudi'yi gösterebilir misiniz? Bütün Yahudiler en azından Nil'den Fırat'a kadar bir İsrail ülkesinin kurulması hakkında açık ve net bir görüşe sahipler ve bu ülkeyi desteklemek zorunda olduklarına inanıyorlar, bu meseleyle ilgili tam bir bilince sahipler ve yüzlerce sene öncesinden beri bunun hazırlığını yapmaktalar.

 

Bugün, bu ülkedeki tüm uyanık vicdanlara çağrı yapmakla görevliyim; Lübnan'ı, büyük şeytan Amerika'nın hizmetine koşan ve kâfir ve işgalci Siyonistlerin sömürgesi haline getiren durum birçoklarının dikkatini çekmiş ve vicdanlarını uyandırmıştır; bu kişiler güneye ve Beyrut'a olan bu saldırıların o bölgelere has kalmayacağını, bilakis bu darbelerin ardı ardına tüm sessiz ve suskun İslam beldelerine ineceğini bilsinler. Bunun içindir ki hepimiz –tüm güçlerimizle- birlik ve uyum içinde olmalıyız, ta ki Lübnanlı devlet adamları tarafından halkımıza reva görülen zulüm ve zorbalıklara engel olalım. İnsan bu acı gerçeğin, bu hükümetin bölgedeki uşaklarının bu milletin evlatlarına reva gördüğü zulüm gerçeğinin karşısında teslim olmamalıdır."

 

Erbain-i Huseyni (40. günü); 2.11.1985

 

Eğer biri, İsrail'i nasıl bir geleceğin beklediğini öğrenmek isterse, Lübnan'ın güneyine gitmeli ve mümin gençlerin şehit olmak için birbirleriyle nasıl yarıştıklarını, bu gençlerin mevzilerini ve şehitlerin anne babalarının tepkilerini görmelidir.”

 

Cuma namazı hutbesi; 6.1.1986

 

"Eğer bu millet, evlatlarının, yani izzet ve kerametini inşa edenlerin kıymetini bilirse hiç şüphesiz siyonist düşman karşısında daha güçlü ve iyi bir konuma ulaşacaktır. Bu yüzdendir ki biz Müslümanlar evlatlarımız, canımız, malımız ve sahip olduğumuz her şey ile donanarak düşmana karşı savaşa hazır askerlere dönüşmeliyiz. Düşmana darbe vurma imkânı bulamasak da en azından düşmanla savaşan kişilere yardım edelim, çünkü rivayetlerde de geçtiği üzere: “ Kim bir savaşçıyı donatırsa, kendisi savaşa girmiş gibidir.

 

Düşmanımızın gücü, zayıflığımız ve zelilliğimizden ve İslam toplumunun fitneler ve iç savaşlarla meşgul olup asıl düşmanla karşılaşmada zaaf göstermesinden kaynaklanmaktadır. Görünüşte basit olan bu meseleyi iyi kavramak gerekiyor."

 

Ba'lbek Cuma Namazı Hutbesi; 30.10.1986

 

"Burada ortaya koymak ve bu kürsünün arkasında vurgulamak istediğim konu birlik ve beraberliğimizin korunmasıdır; hepimiz saflarımızı birleştirmeliyiz. Bizden beklenen şey Siyonistlere acı dersler vermiş ve Amerikalı düşmandan intikam almış olan silahımızı sürekli olarak düşmana yöneltmemizdir, ta ki namlularımızın alevini ve ateşinin hararetini bütün varlığıyla hissetsin! Hiçbir durumda bu silahın kardeşlerimizden birini hedef almasına razı olmayalım, çünkü biz kardeşiz ve aynı saftayız. Bizim çabamız bu doğrultuda olacaktır ve hep bu çizgide kalmaya çalışacağız; bununla birlikte herkesten ve tüm gruplardan da bu meselelere daha çok dikkat etmelerini bekliyoruz, İslam'ı korumalarını ümit ediyoruz ve kendi menfaatlerini savunmalarını istiyoruz onlardan.

 

Ba'lbek Cuma namazı hutbesi; 29.4.1988

 

"İsrail 1982 yılında Lübnan'da şansını denedi. Lübnan o zamanlar zayıf ve güçsüz bir ülke olmasına rağmen burası ona bataklık oldu. Lübnan İsrail'in silahını elinden aldı ve acı bir yenilgi tattırdı ona. Oysa şimdiki Lübnan sahibi olduğu büyük direnişçi topluluğu ile geçmişten çok daha iyi bir durumdadır. Direniş bizim tek siperimizdir!"

 

İslami Direniş şehitlerinin Yıldönümü; 14.6.1991

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler