02 Aralık 2021 Perşembe Saat:
14:44

Tüm Zamanları Kapsayan Bir Olay Bu..

02-08-2021 11:08


 

 

 

 

 

 

 

 

  

 

Gadir-i Hum olayının sadece Hz. Resulüllah'ın (saa) Veda Haccına münhasır bir olay olmadığı, tüm zamanlara ait olduğunu belki de hiç birimiz bilmiyoruz.

 

Gadir-i Hum bayramının diğer İslami bayramlardan büyük oluşunun sebebi şudur. Ramazan ayı bayramı ile kurban bayramı kulun Allah'a yaptığı bireysel ve toplumsal ibadetinin karşılığıdır. Yani mükâfat bayramıdır.

 

Ramazan ayında tutulan oruç ve yapılan amellerin karşılığı, Kurban bayramı Hac farizesini yerine getiren Müslümanların veya Hacca gitmeyen Sünnet-i te'ekid'i yerine getirmek için maddi karşılığı kesilen kurbanların Müslümanlara bahşedilen bayramdır.

 

Yani Müslümanlara ait iki bayram.

 

Gadir-i Hum bayramı ise tüm insanlığa sunulan bir bayramdır. Çünkü o gün Velayetullah (Allah'ın mutlak iradesi "velayeti" Nübüvvet makamına sahip olmayan ama aynı zamanda yüce şahsiyete sahip masum bir insanın benliğinde tecelli ettiği bir gündür.

 

Gadir-i Hum bayramının her yıl tekrarlanmasının bir diğer felsefesi, bu günün tüm asırlara ait olduğu bir gün oluşudur.

 

Bu büyük bayramın geçmişte gerçekleşmiş sadece tarihsel bir olay olmadığı ve her asra ait velayetin hâkimiyetinin aşikar olduğu bir gün olduğudur.

 

Bu bayramın özelliği bilimsel ve günümüze uyarlanacak şekilde anlatılmalıdır.

 

Yani tarihte İmam Ali'nin halifelik olayını ispat etmenin ötesinde velayetin toplumsal siyasal, ahlaki, itaat ve sosyolojik yansımasının günümüze yansıyan etkenleri anlatılmalıdır.

 

Muhaliflerin ne dediği önemli değildir. 1440 yıldır muhaliflere bu olaylar anlatılmıştır ve anlatılmaktadır ama etkisinin ne olduğu tartışılır.

 

Yaşayan canlı bir imamın ve velayetinin varlığı, insan sosyolojisin de, siyasal anlayışın da ve ubudiyet inancın da nasıl bir etki bırakmalıdır.

 

Toplum ve özellikle Z kuşağının anlayacağı metotla İmamın velayetiyle Memumun itaat ilişkisi doğru ve eksiksiz anlatılmalıdır.

 

İnsan imam ve velayetiyle nasıl iç içe yaşamalıdır. Aslında hayatın özü budur.

 

Bu önemli bulguyu dejenere etmeden Tevhid-i ve vela-i anlayışla insanlar aydınlatılmalı ve toplum "Hayat-i Tayyibe" canlı ve temiz bir yaşama dönüştürülmelidir.

 

İnsan 21.Yüzyılda yaşarken 1. Asır ve sonrasında ki olaya saplanıp kalması ya akıl travması geçirmekte veya Velayeti gerçek bir anlamda tanımamaktır.

 

Elbette ki 1. asırdan başlayan bu zamana kadar ki olayların teşhisi iyi konulmalı, gelecek için iyi ders alınmalı ve aydınlığa kavuşmak için karanlık ve engebeli yollara ışık tutmalıdır.

 

Gadir-i Hum olayı, hem veda haccından önceki zamanları, hem gelecek zamanları içinde barındıran bir olaydır.

 

Bu büyük olayı masumların mübarek dilinden anlatan iki hadisle noktalayalım.

 

İmametin yedinci güneşi imam Musa Kazım (as) şöyle buyuruyor

 

"İmam Ali'nin (as) velayeti bütün Peygamberlerin (Allah'ın selamı üzerlerine olsun) kitap ve Suhuflarında yazılmıştır. Allah bütün peygamberleri Hz. Resulüllah'ın (saa) risaletini ve Hz. Ali'nin (as) velayetini kabul etme şartıyla seçmiştir."

 

Hadisin içinde Gadir-i Hum’un peygamberler tarihinde velayetin tecelli ettiği ve bütün peygamberler den Nübüvvet makamına seçilme şartının son Peygamberin risaletini ve imam Ali'nin (Allah'ın selamı hepsinin üzerlerine olsun) velayetini kabul etme olduğunu beyan etmektedir.

 

Gadir-i Hum olayının gelecekte zamanın imamına ahdini yineleme ve vefalı kalma olduğunu müminlerin emir-i İmam Ali (as) açık bir şekilde beyan etmektedir.

 

İmam Ali (as) şöyle buyuruyor

 

"Bu gün "Gadir-i Hum" çok büyük bir gündür. Çünkü bu gün zuhur kapısı açılmış, makam sahipleri "liyakat sahibi şahsiyetler" bu yüce makama seçilmiş, Allah'a ait büyük burhan, olaylar açıklanmış, temiz makam (velayet) insanlara seraheten açık bir şekilde ilan edilmiştir. Bugün din kâmil olmuş ve ahde (velayete) vefa ve biatı (tazeleme) onaylama günüdür."

 

İmamın mübarek cümlelerinin hepsi bir cevherdir. Ama içinde bir cümle var ki Gadir-i Hum velayet olayının tüm benliğini ortaya koyuyor. " Bugün zuhur kapısı açılmış" cümlesi, Evrensel İlahi adalet devletinin kurulması ve insanların velayet bayrağının altında ve adalet devletinde yaşamaları fıtratın yani yaratılışın bir gereğidir. Velayet makamı kâinatın yaratılışından önce, imam buyuruyor; "makam sahipleri  "liyakat sahibi şahsiyetler" bu yüce makama seçilmiş." Cümlesi bu yüce şahsiyetlerin nuru yaratıldığında verilmiştir.

 

Zuhurun gerçekleşme kapısının açılması ilk İmam Ali'nin (as) mübarek vücudun da tecelli ettiği andan itibaren sırasıyla diğer imamlara verilmiştir. İmamlar ise zuhurun gerçekleşmesi için her türlü mücadeleyi vermiş ve nihayetinde zuhur bayrağını 12. İmam Hz. Mehdi'ye teslim etmişlerdir.

 

Her yıl Gadir-i Hum bayramının gerçekleştirmenin bir diğer felsefesi zuhurun aciliyetini oluşturmaktır, imamı zaman Hz. Mehdi'ye (af) sadakat göstererek bireysel ve toplumsal hayatta adaleti özümsemek hal ve davranışları ortaya koymaktır.

 

Dolayısıyla Gadir-i Hum sadece Hz. Resulüllah'ın (saa) veda haccın da oluşmuş ve o günde kalan bir durum olmadığı, belki her dönem ve her yıla ait olduğudur. Her dönem ve asırda canlı imama biatı yenileme ve verilen sözde durma ve ahde vefa etme günü olduğu beyan edilmektedir.

 

Bu noktada biz ne yaptık? İmamlarımızın velayetine karşı Şia oluşumuz sadece Onların yaptıkları ibadet şekillerini yaparak onların gerçek Şia'sı olmak demek midir?

 

Yoksa onların hayat felsefesi olan, siyasi, ahlaki, toplumsal, sosyal yaşam tarzını benimsemiş, zulme, adaletsizliğe, zalime, facire, helal ve haramı gözeterek ayak izlerine ayağımızı koymuşuz.

 

Gadir-i Hum hayatımıza söylemin ötesinde eylem olarak ne kadar etki etmiştir.

 

Bunun muhasebesini özellikle peygamber varisi biz âlimler ne kadar yapmışızdır.

 

Ellahumme Accil li Veliyyikel Ferecehu..!!

 

 

 

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !