06 Temmuz 2022 Çarşamba Saat:
22:39

Ümmet Arasına Salınmak İstenen Fitne!

08-02-2022 14:54


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

''Sizinle birlikte çıksalardı, size bozgunculuktan başka bir katkıları olmazdı ve mutlaka aranıza dalıp fitne çıkarmaya çalışırlardı. Aranızda onlara casusluk yapanlar vardır. Allah, zalimleri bilir.'' Tevbe / 47

 

 

Hz. Resulûllah (saa) şöyle buyuruyor:

 

''Öyle fitneler oluşacaktır ki, Allah'tan kendine (doğru) ilim verilen insanın dışında, erkek sabah kalkarken mümin ve gece uyurken inkârcı olacaktır.'' (Nehcû-l Fesahe)

 

Ayet-i kerime ve Hz. Resulûllah (saa) oluşacak fitneler hakkında insanları uyarmaktadır. İnsan bir söylem kullandığında veya bir mesaj vermek istediğinde; o sözün ve mesajın kime yarayıp, kime yaramayacağını bilmelidir. Burada şu önemli sorular akla geliyor; kullandığı söylem ve verdiği mesaj toplum içinde fitneye sebebiyet verir mi vermez mi? Söylem ve mesaj yoluyla fitne çıkarmak isteyenlerin amacı nedir? Kime hizmet ettiklerini gerçekten biliyorlar mı? Kendi iradesiyle doğru bildiği bir olayı mı savunuyor yoksa organize bir eylem mesajı mı veriyor?

 

Öncelikle topluma mesaj veren bir insanın yaşamına bakılmalıdır. Allah, Hz.Resulûllah (saa), Kur'an ve dinle arasındaki irtibat nedir? Önce insan kendini ıslah etmelidir. Heva-hevesini ve azgınlaştırdığı nefsini terbiye etmelidir. Toplum içinde dindar âlim imajı vermeye çalışır ama lüks hayat yaşamak için şöhret merdivenlerini çıkmak için her türlü ahlaksızlığa başvurur. Böyle bir insanın kalbi ve ruhu ölüdür. Kalbi ve ruhu ölen kimsenin, kalbi ve nefsi fitneyle doludur.

 

Tamda bu noktada İmam Ali (as) can alıcı iki önemli noktaya vurgu yapmaktadır;

 

''Allah ile kendi arasını ıslah eden (düzelten) kimsenin, toplum ile arasını Allah ıslah eder. Ahiret işleri için çalışan kimsenin, dünya işlerini Allah yoluna koyar. Kendini öğütleyen kimseyi Allah öğütler.''

 

Burada asıl mesele insanın kendini ıslah etmesidir. Kendini ıslah ve nefsini terbiye edemeyen insan; ister âlim olsun, ister cami ehli olsun ve ister makam sahip olsun, fitnenin ana kaynağıdır. Bu konu hakkında, İmam Ali (as) Nehcû-l Belağa’da şöyle buyuruyor:

 

“Öyle bir zaman gelecektir ki; insanlar arasında Kur'an'ın görümünden ve İslam’ın isminden başka bir şey kalmayacaktır. Yeni ve görkemli camiler yapacaklar ama içi tahrip edilmiş (maneviyatsızlıktan) harabeye dönüşmüş olacaktır. O camileri yapan ve içinde (vaaz veren) ibadet edenler, yeryüzünün en kötü ve aşağılık insanıdır. Orda doğru söz konuşulmaz. Fitne ve kötülük onlardan çıkar. Fitneye sessiz kalan ve ondan kaçmaya çalışan kimseyi, fitne gelir bulur ve onlar o fitnenin içinde boğulurlar."

 

Allah-u Teâla şöyle buyuruyor: “İzzetime andolsun, o topluma öyle bir fitne gönderirim ki, onun içinde sergerdan ve perişan olurlar.”

 

İmam Ali'nin (as) vurgu yaptığı bu nokta çok önemlidir; fitne, çağın en büyük belasıdır. Bu mezkûr hadisin özeti şudur; Kendini ıslah ve nefsini terbiye etmeden, cami minberinde topluma vaaz veren âlim ve arkasında saf tutup namaz kılan toplum yeryüzünün en kötü ve aşağılık insanlardır. Onlar fitneyi yaymaktan başka bir şey yapmazlar. 

 

İhlaslı ve maneviyatlı cami ve ehlini tenzih ederek arz edeyim ki; maalesef genel anlamda, makam ve dünya çıkarı için halkın rızasını Hakk’ın rızasına tercih edenler, bu mukaddes mekânları fitne yuvasına dönüştürmüşlerdir.

 

Bugün birçok camide, âlimin ve toplumun hal ve davranışları, doğruyu anlatmamak, takvasız ve ihlassız ibadetler neticesinde fitnenin kaynağı ve tağutun merkezi haline getirmiştir. Manevi açıdan içi tahrip edilmiş bu tip camilerde âlimlik yapan ve ibadet edenlerden fitnenin çıktığını İmam buyurmaktadır.

 

Müslümanlar içerisinde, Şia ve Sünni ihtilafı salmak için fitne çıkarmaya çalışan bu zavallı gafil yobazların amacı tam da bu noktadandır.

 

Hak ve batıl çatışması Hz. Âdem’den başlayarak peygamberler döneminden günümüze kadar hep olmuştur. Kıyamet gününe kadar devam edecektir. Tevhid ve Şirk karşıtı çatışmalar hiç durmamıştır ve durmayacaktır.

 

Şirk eksenli Şeytanî zalimlere soruldu; düşmanlarınız kimlerdir diye? Şeytan dedi: benim en büyük düşmanım Âdem’dir (as). Nemrut dedi: benim en büyük düşmanım İbrahim'dir (as). Firavun dedi: benim en büyük düşmanım Musa'dır (as). Kral Hirodes dedi: benim en büyük düşmanım İsa'dır (as). Ebu Sûfyan ve Ebu Cehil dedi: bizim en büyük düşmanımız (Hz.) Muhammed'dir (saa). Muaviye dedi: benim en büyük düşmanım Ali'dir (as). İmam Ali'nin şehadetinden sonra ise dedi: benim en büyük düşmanım Hasan'dır (as). Yezit dedi: benim en büyük düşmanım Hüseyin'dir (as). Daha sonra Emevî ve Abbasî zalim halifeler ise her bir Ehl-i Beyt İmamı’nın kendilerinin düşmanı olduğunu ilan ettiler.

 

Bugün batıl; Şirk elbisesini giyen zamanın Emperyalist, Siyonist, İngiliz doğurganı Vahhabî ve tekfirci akımlardır. Onlar için en büyük tehlike ve düşman “Hz. Resulûllah'ın (saa) Ehl-i Beyt’inin velayetine bağlı Müslümanlar, Velayet-i Fakih, Ayetullah Hamaneî ve İslam Cumhuriyeti’dir."

 

Şimdi soru şu; Batıl; Şirk bayrağını taşıyan zalimler, Tevhide yakinen inanan muvahhit Müslümanları kendilerine düşman addedip, onlara karşı her türlü şeytani plan ve proje döküp mücadele verirken, bir Müslüman neden Şia Müslüman kardeşini kendine düşman görmektedir? Şialar Hz. Resulûllah'ın (saa) Ehl-i Beyt'ine itikat olarak bağlı olduğundan müstekbir ‘Emperyalist’ler düşman kabul edip, fitne çıkararak Şia ve Sünni arasında ihtilaf salma peşindeler. İmanları zayıf, ufukları dar, basiret, feraset, tefekkür ve düşünceden yoksun bazı zavallı yobazlar, Emperyalist ve Siyonistlerin ekmeğine yağ sürmek için, fitne çıkarıp büyük iftirada bulunmaktalar.

 

Şimdi şu Cübbeli Ahmet denilen şahsa sormak gerekiyor; Sen kimden yanasın, sen kime düşmansın? Bak Cübbeli Efendi! Hiç bir Şia, Sünni kardeşine düşman olmamıştır ve olmaz, asla düşman görmemiştir ve görmez. Ehl-i Beyt İmamlarının sözlerinde Ehl-i Sünnet inancına bağlı Müslümanlara hep kardeşlerimiz diyen hadisleri vardır.

 

Müctehitlerimiz “Ehl-i Sünnet kardeşler, bizim kendimiz ve canımızdır!” diye Şia toplumuna sürekli telkinde bulunmaktalar. Cübbeli Ahmet sen ve avanen kimden yanasınız? İkimizin de inandığı Kur'an biz Müslümanları kardeş addetmiyor mu?

 

Türkiye kendi vatanımızdır, Çanakkale’de, Erzurum’da, Kars’ta, Iğdır’da ve Anadolu’da Küresel Emperyalizme karşı savaşan ecdadımız yüzlerce evladını şehit vermiştir. Altı yüz yılı aşkın bu topraklarda Ehl-i Sünnet toplumuyla kardeşçe yaşamış ve yaşamaya devam etmektedir. Hz. Resulûllah'ın (saa) Ehl-i Beyt'ine bağlı, İmam Ali, Hz. Fatıma ve evlatlarının muhabbet ve aşkıyla yaşayan Şia bir milleti nasıl, hangi cüret, hadsiz ve ahlaksızca başka bir ülkenin ajanı addederek, şikâyet bahanesiyle hedef göstermektesin?

 

O zaman bu fitne ve iftiranın karşısında, sen kime taşeronluk ve ajanlık yapıyorsun diye mi saralım? Bugüne kadar Ehl-i Beyt dostlarına kustuğun kin ve nefretle, o kadar fitne sözler kullandın, beddua edip iftiralar attın ki, bunların hesabı Allah'ın adalet terazisinde ölçülerek sorulmayacak mıdır. O gün cevabın ne olacaktır acaba hiç düşündün mü?

 

Sayın Cübbeli! Biz biliyoruz ki; senin kalbindeki kin ve nefret, bizim mektebimize ve inancımızadır. Ağzından çıkan bu söylemler senin cüret edip söyleyebileceğin söylem değildir. Bunu sana söyleten ağa babalarını çok iyi tahmin edebiliyoruz.

 

Suriye’de, Yemen’de ve İslam coğrafyasında Müslüman kardeşleri birbirine düşman edip kırdırmak isteyen Müstekbir “Emperyalist” devletler, Şeytanî emellerine ulaşamadıklarından, bugün maalesef gaflet ve delalet içinde olan yobazların diliyle fitne tohumları ekmek suretiyle düşmanlık yaratmaya çalışıyorlar.

 

Bugün Müslümanlar arasına Sünni ve Şia ihtilafı salmak için fitne tohumlarını ekmeye çalışanlar bilmeliler ki; kendileri o fitnenin içinde boğulacaktır. Unutmasınlar ki mezhep fitnesiyle bir inanca ve o inanca bağlı bir topluma saldırmak en büyük alçaklıktır. Ve saldırganlık alçakların işidir.

 

Aslında bu ve bunun gibi gafiller; ettikleri iftira, yaptıkları hakaret ve fitneyle çıkarmak istedikleri ihtilaf üzerinden nemalanmak isteseler de, hamdolsun muvahhit Ehl-i Sünnet Müslüman kardeşlerimiz nezdinde pirim alamadıkları gibi nefretle karşılaştıklarını görmekteyiz. Burada Ehl-i Sünnet inancına, camiasına ve Müslüman kardeşlerimize zarar verdiklerinin bilincinde değil belki gaflet içinde olduklarını bilmeliler.

 

Gerek Şia ve gerekse Ehl-i Sünnet Müslüman kardeşlerimiz, Müstekbir ‘Emperyalist’lerin yobaz uzantılarının diliyle ümmet arasına salınmak istenen fitnelere ve fitnecilere dikkat etmeliler.

 

Allah, ümmetin halklar arasındaki birlik ve beraberliğine zarar vermek isteyen fitnecilere fırsat vermesin.

 

Allah, zalim ve minberli avanelerinin şeytanî planlarını kendi başlarında patlatsın.

 

Allah Fitne ehline kendilerini ıslah etme tevfiki nasip etsin.

 

 

       

 

 

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !