.
.
Ehlader Araştırma Bölümü
Ali Ekber Karagöz
Günümüz dünyasında, zulme karşı sessiz kalan toplumların durumu, tarih boyunca zulme maruz kalan toplulukların deneyimleriyle karşılaştırıldığında önemli dersler sunmaktadır. Bu bağlamda, Hz. Musa'nın kavmi olan İsrailoğulları'nın Firavun dönemindeki zulme karşı tutumları, çağdaş toplumların zulme karşı sessizlikleriyle kıyaslanabilir. Bu makalede, bilimsel kaynaklar ve Kur'an ayetleri ışığında, zulme karşı sessiz kalan ülkeler ile Hz. Musa'nın kavminin deneyimleri derinlemesine incelenecektir.
Kur'an'da, Firavun'un İsrailoğulları'na uyguladığı zulüm detaylı bir şekilde anlatılmaktadır. Hz. Musa’nın kavmi, yani İsrailoğulları, Kur’an’da zulme uğrayan ve köleleştirilen bir topluluk olarak anlatılmaktadır. Mısır’da Firavun’un yönetimi altında uzun yıllar boyunca ağır zulüm ve baskı altında yaşamışlardır. Bu zulmün temel sebepleri, Firavun’un otoritesini sarsacak herhangi bir tehdidi ortadan kaldırmak istemesi ve İsrailoğulları’nı kendi yönetimi için bir tehlike olarak görmesidir. Firavun, kendisini ilah ilan etmiş ve İsrailoğulları'nı köleleştirerek ağır işlerde çalıştırmıştır.[1] Kur’an, Firavun’un zalim yönetimini şu şekilde tanımlamaktadır:
“Firavun, yeryüzünde büyüklük tasladı ve oranın halkını fırkalara ayırdı; onlardan bir topluluğu (İsrailoğulları’nı) güçsüz düşürerek, oğullarını boğazlıyor, kadınlarını sağ bırakıyordu. Çünkü o, bozgunculardandı.”[2]
Bu ayet, Firavun’un İsrailoğulları’na nasıl zulmettiğini açıkça gözler önüne sermektedir. Firavun, onları bir alt sınıf olarak görmekte, erkek çocuklarını öldürtmekte ve kadınlarını köleleştirmektedir. Bu uygulama, hem bir nüfus kontrolü politikası hem de İsrailoğulları’nın gücünü kırma amacı taşımaktadır. Firavun’un zulmü kendi içinde birkaç boyutu barındırmaktadır. İsrailoğulları, Mısır’da ağır işlerde çalıştırılan bir toplumdu. Piramitlerin yapımında ve diğer büyük inşaat projelerinde zorla çalıştırıldıkları bilinmektedir.[3] Kur’an’da bu zulme dair şu ayet yer alır:
“Hani biz sizi, Firavun’un ailesinden kurtarmıştık; onlar size kötü azaplar reva görüyor, erkeklerinizi boğazlıyor, kadınlarınızı (hizmetçi olarak) sağ bırakıyorlardı. İşte bunda, Rabbinizden size büyük bir imtihan vardı.”[4]
Firavun’un en acımasız zulümlerinden biri, İsrailoğulları’nın erkek çocuklarını öldürtmesiydi. Bunun nedeni, bir kâhin ya da bilginin Firavun’a, İsrailoğulları arasından birinin ileride onun tahtını sarsacağına dair bir kehanette bulunmasıydı. Hz. Musa’nın doğumu da tam olarak bu döneme denk gelmiştir.
“Ve biz, Musa’nın annesine şöyle vahyettik: ‘Onu emzir, ona bir zarar geleceğinden korktuğun zaman onu nehre bırak, korkma ve üzülme; çünkü biz onu sana geri vereceğiz ve onu peygamberlerden kılacağız.’”[5]
Allah’ın yönlendirmesiyle Hz. Musa’nın annesi, oğlunu korumak için onu bir sandık içerisinde Nil Nehri’ne bırakmış ve mucizevi bir şekilde Firavun’un sarayında büyütülmüştür. Firavun’un zulmü yalnızca fiziksel baskıyla sınırlı kalmamış, aynı zamanda ideolojik ve dini bir boyut da kazanmıştır. (Phillips) Firavun kendisini ilah ilan etmiş ve halkın ona mutlak bir şekilde itaat etmesini istemiştir:
“Firavun dedi ki: ‘Ey önde gelenler! Sizin benden başka bir ilahınız olduğunu bilmiyorum.’”[6]
Bu anlayışa karşı çıkan herkes, tehdit olarak görülmüş ve baskı altına alınmıştır. İsrailoğulları ise bu baskılar altında ezilmiş ve kurtuluş umudu taşımamışlardır. İsrailoğulları, uzun yıllar boyunca zulme sessiz kalmıştır.[7] Ancak Hz. Musa’nın peygamber olarak gönderilmesiyle birlikte bir değişim süreci başlamıştır. Hz. Musa, Allah’ın izniyle Firavun’a meydan okumuş ve İsrailoğulları’nı özgürlüğe kavuşturma mücadelesine girişmiştir. Allah, Hz. Musa’ya peygamberlik verdikten sonra ona Firavun’a giderek İsrailoğulları’nın serbest bırakılmasını söylemesini emretmiştir. Hz. Musa, kardeşi Harun ile birlikte Firavun’a giderek ona şu çağrıyı yapmıştır:
“Musa dedi ki: ‘Ey Firavun! Ben âlemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir peygamberim. Allah hakkında ancak gerçeği söylemem gerekir. Size Rabbinizden apaçık bir delil getirdim. Artık İsrailoğulları’nı benimle gönder.’”[8]
Firavun ise Hz. Musa’nın çağrısını reddetmiş ve onun gösterdiği mucizelere karşı sihirbazlarını toplamıştır. Firavun, Hz. Musa’nın gösterdiği mucizeleri sihir olarak görmek istemiş ve en güçlü sihirbazlarını onunla karşılaştırmak için toplamıştır. (Scott B. Noegel) Ancak Hz. Musa’nın Allah’ın izniyle gösterdiği gerçek mucizeler, sihirbazları bile etkilemiş ve sihirbazlar iman ederek Firavun’a karşı çıkmışlardır:
“Sihirbazlar secdeye kapandılar. Dediler ki: ‘Harun’un ve Musa’nın Rabbine iman ettik.’”[9]
Bu olay, Firavun’un otoritesinin sarsılmasına yol açmış, ancak Firavun zulmünü daha da artırmıştır. Firavun’un inkârı ve zulmü devam edince Allah, Mısır’a üst üste felaketler göndermiştir. Bunlar Kur’an’da “on bela” olarak bilinen olaylardır:
· Su kıtlığı
· Çekirge istilası
· Kan belası (Nehirlerin kana dönüşmesi)
· Kurbağalar
· Bitler
· Kara fırtınalar
· Hayvan ölümleri
· Hastalıklar
· Işık kesilmesi (karanlık belası) (Phillips)
Bu belaların ardından Firavun, İsrailoğulları’nın gitmesine izin vermek zorunda kalmıştır. Ancak sonra pişman olmuş ve ordusuyla onların peşine düşmüştür. Sonunda Kızıldeniz’de mucizevi bir şekilde Hz. Musa ve İsrailoğulları kurtulurken, Firavun ve ordusu sulara gömülmüştür:
“Bunun üzerine Musa’ya, ‘Asan ile denize vur’ diye vahyettik. Denizde yollar açıldı, her biri büyük bir dağ gibi oldu. Oraya yaklaşan ötekileri de orada boğduk.”[10]
Firavun’un zulmü ve İsrailoğulları’nın maruz kaldığı baskı, günümüzde otoriter yönetimlerin baskıcı politikalarıyla büyük benzerlikler taşımaktadır. İsrailoğulları’nın başlangıçtaki sessizliği ve ardından Hz. Musa’nın önderliğiyle harekete geçmeleri, zulme karşı durmanın önemini vurgulamaktadır. Bu tarihsel olaydan ders çıkarmak, günümüzde adaletin sağlanması için büyük önem taşımaktadır. Zulüm altındaki İsrailoğulları, başlangıçta bu duruma karşı sessiz kalmış, ancak Hz. Musa'nın liderliğiyle birlikte direniş göstermişlerdir.[11] Hz. Musa, Allah'ın emriyle Firavun'a giderek İsrailoğulları'nın serbest bırakılmasını talep etmiştir. Hz. Musa'nın cesurca Firavun'a karşı çıkışı, zulme karşı direnişin önemini vurgulamaktadır.
Günümüz Dünyasında Zulme Karşı Sessizlik
Günümüzde, bazı ülkeler ve toplumlar, dünya genelinde meydana gelen zulümlere karşı sessiz kalmaktadır. Bu sessizlik, çeşitli nedenlere dayanmaktadır:
- Siyasi ve Ekonomik Çıkarlar: Bazı ülkeler, kendi çıkarlarını korumak adına zulme karşı sessiz kalmayı tercih etmektedirler.
- Bilgi Eksikliği: Bazı toplumlar, medyanın yetersiz bilgilendirmesi nedeniyle zulümden haberdar olmamaktadırlar.
- Korku ve Güvensizlik: Zulme karşı çıkmanın getirebileceği olası sonuçlardan korkan bireyler veya toplumlar, sessiz kalmayı seçmektedirler.
Zulme karşı sessiz kalmanın çeşitli olumsuz sonuçları vardır:
- Zulmün Devamı: Sessizlik, zalimlerin cesaretlenmesine ve zulmün devam etmesine neden olacaktır.
- Toplumsal Çöküş: Adaletsizlik karşısında sessiz kalan toplumlar, zamanla iç huzursuzluklar ve çatışmalar kaçınılmaz olacaktır.
- Uluslararası İtibar Kaybı: Zulme karşı sessiz kalan ülkeler, uluslararası arenada itibar kaybına uğrayacaklardır.[12]
Kur'an, zulme karşı sessiz kalmayı eleştirmekte ve zulme karşı durmayı teşvik etmektedir. Bir ayette şöyle buyrulur:
"Zulmedenlere meyletmeyin; sonra size ateş dokunur. Sizin Allah'tan başka dostlarınız yoktur; sonra yardım göremezsiniz."[13]
Bu ayet, zulmedenlere destek olmanın veya sessiz kalmanın tehlikelerine dikkat çekmektedir.Sosyal psikoloji alanında yapılan araştırmalarda, bireylerin ve toplumların zulme karşı sessiz kalma nedenlerini ve sonuçlarını incelemektedir. "Bystander Effect" (Seyirci Etkisi) olarak bilinen fenomen, bireylerin bir olaya müdahale etme olasılığının, diğer insanların varlığıyla azaldığını göstermektedir.[14] Bu durum, zulme karşı sessiz kalmanın psikolojik temellerini anlamada önemli bir kavramdır. Hz. Musa'nın kavmi olan İsrailoğulları'nın Firavun'un zulmüne karşı başlangıçtaki sessizlikleri ve sonrasında Hz. Musa'nın liderliğiyle gösterdikleri direniş (ilk etaptaki) ve sonrasında direnişi (Allah’ın emrini) yalnız bırakıp Allah’ın emri ile bugünkü Filistin topraklarından çıkarılmaları günümüz toplumları için önemli dersler barındırmaktadır. Zulme karşı sessiz kalmak, zulmün devamına ve toplumların çöküşüne neden olabilir. Bu nedenle, bireyler ve toplumlar, adaletin tesisi için zulme karşı aktif bir duruş sergilemelidirler.
* * * * * * *
Kaynakça
- Kasas Suresi, 4-7-38. Ayet
- Araf Suresi, 104-105. Ayet
- Bakara Suresi, 49. Ayet
- Taha Suresi, 70.Ayet
- Şuara Suresi, 63-66.Ayet
- Hud Suresi,113.Ayet
- Darley, J. M., & Latané, B. (1968). Bystander intervention in emergencies: Diffusion of responsibility. Journal of Personality and Social Psychology, 8(4), 377-383.( Firavun döneminde İsrailoğulları'nın zulme uğradığı halde toplumun geri kalanının neden sessiz kaldığına dair psikolojik bir çerçeve sunmaktadır.)
- Jonathan Kirsch, Moses: A Life, The Random House Ballantine Publishing Group, 1998. (Hz. Musa'nın yaşamını derinlemesine ele alarak, onun Firavun'a karşı mücadelesini ve İsrailoğulları'nı Mısır'dan çıkarmasını detaylandırmaktadır.)
- Scott B. Noegel, "Moses and Magic: Notes on the Book of Exodus", Journal of the Ancient Near Eastern Society, 24 (1996): 45-59. (Mısır'dan Çıkış Kitabı'nda Hz. Musa'nın gerçekleştirdiği mucizelerin, dönemin Mısır büyü gelenekleriyle ilişkisini incelemektedir.)
- Graham Phillips, Atlantis and the Ten Plagues of Egypt: The Secret History Hidden in the Valley of the Kings, Bear & Company, 2003. (Mısır'daki on belanın ardındaki olası tarihi ve doğal olayları araştırarak, antik metinlerle modern bilimsel verileri birleştirmektedir.)
- - - - - - - - - - - -
[1] (Scott B. Noegel)
[2] (Kasas Suresi, 4)
[3] (Scott B. Noegel)
[4] (Bakara Suresi,49)
[5] (Kasas Suresi, 7)
[6] (Kasas Suresi, 38)
[7] (Darley, J. M., & Latané, B.)
[8] (Araf Suresi,104-105)
[9] (Taha Suresi, 70)
[10] (Şuara Suresi, 63-66)
[11] (Darley, J. M., & Latané, B.)
[12] (Darley, J. M., & Latané, B.)
[13] (Hud Suresi,113)
[14] (Darley, J. M., & Latané, B.)